YALNIZLIĞIN ALTINDA OTURMUŞUM

9 ay önce
241 kez görüntülendi

YALNIZLIĞIN ALTINDA OTURMUŞUM

YALNIZLIĞIN ALTINDA OTURMUŞUM

29/07/2016

Gece yarısı çoktan geride kaldı

Ay yok gecede

Koca kentteki yalnızlık yakıyor içimi

BU KADAR insanın arasında

Yalnızlığın ne demek olduğunu düşünüyorum

Bir zamanlar yakın olduğum

Şimdi ise sadece hayellerimde olan o aklımda

Unutmak isteyip de unutamadığım o aklımda

Bir zamanlar günümdün

Şimdi ise düşümsün

Hava zifiri karanlık ve ayaz kesmiş dört bir yanımı

Hiçbir ışık yok gecede

Nasıl üşüdüğümü bilemezsin

Hava değil aslında beni üşüten

Yalnızlık koca harflerle yüreğime yazılmış olan yalnızlık

Sadece yıldızlar var yalnızlığıma eşlik eden

Ve ben ağlıyorum

Beni bu hayatta bir başıma bırakıp gittiğin için ağlıyorum

Sensizlikten öte yalnızlığa ağlıyorum

Bu şehrin bütün sokaklarına sinmiş yalnızlığım

Sensizliğin köşe başındayım

Avuçlarımda kırıntılar

Avuntusuz çıkmaza doğru yürüyorum

Anlatılamaz hüzün içinde

HERKES BİLSİN AŞKIMI O HARİÇ

Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde…

Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda.

Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında.

Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım.

Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin…

SENDEN KALANLARI UNUTMADIM

yüreğimin kıyısına bir kez daha seni ekliyorum

belki büyür yüreğime saplanırsın diye..

sevgimi sana yağan bulutlara anlatıyorum

belki onlara inat bana tekrar dönersin diye..

sana yalvarışlarımı bi kenara bırakıyorum

ellerimi açıp tanrımdan seni diliyorum…

gözyaşlarımı artık yere akıtmıyorum

bu yaz akşamında ben yine sana susuyorum..

ayrılık meğer ölümden de beterken

senden geRiye kalan hiçbirşeyi unutmadım ben..

sigaramla beraber seni yazarken

hiç ummadığım anda tesellim oldun bazen..

gecelerimden seni söküp atmadığım gibi

gündüzlerime de seni anlattım..

denizleri sen olmadan da sevdiğim gibi

seni götüren trenlerden de nefret etmedim…

yazamadığım bir çok şiirim var sana

kalemler elimde sen olup kırılsa bile..

söyleyemediğim bir çok şarkı var sana

bozuk plaklarda adım yazsa bile…

GİTTİN

Gittin ya gelirsin sandım,

Söz verilmiş sevdanın diğer yarısıydın ya

Hiç bitmezsin diye yaşadım.

Aklımı erittim sevdanda

Kendimden habersiz kaldım.

Sensiz geçen yılların ömrümü alacağını biliyorum ya

Sensiz geçen ömrü de hiçe saydım.

Bekledim gelirsin diye,

Umut koydum günlerin adını,

Umut 1, umut 2 diye saydım.

Giden gelmez demişlerdi de

İnanacak gücü kendimde bulamadım.

BİR BİLSEN…

YOKLUĞUN ÇOK ZOR,

TARİFİ İMKANSIZ BİR ACI.

GİTMEKLE KALMAK,

ÖLMEKLE YAŞAMAK ARASINDA İNCE BİR SANCI..

UNUTMA BENİ BEKLE DEMİŞTİN

Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi. Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi.

Sanki kalmak istiyordun. “baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin beni unutma bekle.”

Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım. Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.

Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim.

Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum.

Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.

Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen dönmedin.

Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla….

Yazan:Hilal Baran

AŞK CAM KIRIKLARI GİBİ YÜREĞİME SAPLANIYOR

Aklın alamayacağı kadar masum,

Şiirlere konu olacak kadar duygulu aşklar,

Kalbimi yerle yeksan eden ayrılıklar yaşadım.

Mutlu oldum çoğu zaman. Pamuklara sarıp sarmalayıp yüreğimin başköşesine oturttum aşkı. Gözümden sakındım. Çocuksu heyecanlar yaşadım. Bir uçurtmanın kanadına takılıp avare deli divane döndüm durdum. Hayat bana ben hayata daha bir güzel bakar oldum. Yatağına sığmayan nehirler gibi çağladım durdum. Gözüm görmedi, kulağım duymadı dünya ayağımın altından kaydı gitti de haberim olmadı.

Hasret gelip kapımı çaldığında, sevdiğim yanı başımdayken birlikte nefes almayı, elleri avuçlarımdayken tenine dokunmayı, gözleri gözlerimdeyken gülüşünü, araya mesafeler girdiğinde ise varlığında yokluğunu, yokluğunda varlığını özledim.

Kıskançlık, sinsi bir düşman misali damarlarımda dolaşmaya başladığında, çiçekten, böcekten, dokunduğu her şeyden, söylediği ya da söyleyeceği her sözden, olur olmaz her şeyden kıskandım.

Ve iki ezeli düşman…

Yalan ve ihanet… Beni arkadan vurmaya çalışan çift başlı hançer misali karşımda belirdiğinde, yüreğim yandı. İçim acıdı. Kırıldım… İncindim… Gözyaşlarımı, mutsuzluğuma katık edip kardeşçe mutluluk oyunları oynadım. Bir volkan misali kendi içimde yandım durdum, sonunda benden kalanları yine yüreğime savurdum.

Aşk… Öyle hassas, öyle narin, öyle kırılgan ve öyle büyüleyici bir şeydi ki buna inandım. Ve aşk camdandı ben onu anladım.

Ateş cama nasıl can veriyorsa, aşkta insana can veriyordu. Sihrini varlığının benzersiz biçiminde taşıyan cam, maddenin halleri içinde nasıl zarafetle dans ediyor, özverili ve duyarlı insanların ellerinde nasıl bir sanat eserine dönüşüyorsa, Aşk ta insan doğasının her dalında hizmet verip, kendini ispatlamaya var olmaya çalışıyordu. Onu biçimlendirmek, korumak da bize kalıyordu.

Derler ki!

Hayatın en hüzünlü anı mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın an dır.

İşte öylesi anlarda, ister istemez ellerimin arasından kayıp giden, tuzla buz olan aşk her defasında cam kırıkları misali yüreğime saplanıyordu.

ne seni unutacak kadar zaman geçecek

                           nede geçen zaman seni unutturmaya yetecek

                           zaman geçsene unuturum sanma

                        zaman alışmayı öğretir unutmayı asla

BİLİYOR MUSUN?

BEN SENİN

NE BEDENİNİ

NE PARANI

NE DE SENDEN BAŞKA BİRŞEY

İSTEMEDİM

BEN SENDEN;

KALBİNİ, RUHUNU VE GÖZLERİNİ İSTEDİM

AMA BİRTEK ŞEYİ KESTİREMEDİM

GÖZLERİNİN GÖZLERİMİ DELİP GEÇECEĞİNİ,

KALBİNİN KALBİMİ KANATACAĞINI,

VE RUHUNUN RUHUMU HANÇERLEYECEĞİNİ

BİLEMEDİM 🙁

AMA SEN

KESTİREMEDİN

RUHUMUN, KALBİMİN VE GÖZLERİMİN

SENDE OLDUĞUNU

VE BENİ ÖLDÜRDÜN

ARKAMDAN

SEN DE

ÖLDÜN

MEZAR BAŞIMIZA

NE YAZDILAR BİLİYORMUSUN?

”’AŞK ÖLDÜ”

RUHUNA EL FATİHA!!……………

YALNIZLIK ZORDUR…

Yalnızlık zordur…

Yalnızlık alışmak ister…

Yalnızlık acıdır ama guzeldir…

Yalnızlık düşünmeye sessizliğe davet eder insanı…

Guzeldir yalnızlık…

Sıkıldığım zaman aradığım TEK adrestir…

Ne zaman dalsam arar bulurum o adresi…

Kırık dökük kalple karmakarışık kafa ile aglayarak çıkarım yola…

Direk o adrese: YALNIZLIK…

Buyuk bir heyecanla varırırım kapısına…

Gumbur gumbur calarım kapısını…

Sessiz bir sesle gıcırdayarak açılır kapısı…

Karsımdaki o :YALNIZLIK…

Bir huzun ile gulumser bana: Yine mi sen?

Onun dili ile konuşmam gerek…

Huzun ile gulumseyerek: Evet yine ben…

Yoksa içeri buyur etmeyecek misin be yalnızlık…

Tekrar karanlık bir gulumseme ile buyur eder içeri beni…

O an dunyalar benim olur…

Sevinçten ne yapacağımı sasırırım…

İçeri girdiğim zaman: üzerimdeki acıyı, kederi, nefreti ve yalanı bir kenara atarım…İşte ben o zaman rahatlarım…

İşte ben o zaman kendimi tanırım…

İşte ben o zaman kendime gelirim…

Yalnızlığa hemen sorarım…:Sessizlik nerede?…Daha gelmedi mi?…

Cevabı verir hemen yalnızlık…! Birazdan gelir…

Onun yolunu beklemeye baslarım…

Dakikalar sonra kapı calar…

Buyuk bir hızla kapıyı acmaya kosarım…

Kapıyı actığım zaman gördüğüm o dur…:SESSİZLİK…

Hemen yanı basımda…Buyuk bir çoşkuyla hasret gidermeye baslarım…

Sessizlikla yanyana, yalnızlıkla basbasa…

Artık düşünmeye baslarım…

O bir köseye attığım acıyı, yalanı, nefreti ve kederi…

Düşünürüm…Bana cektirdikleri eziyeti düşünürüm…

Düşündükçe mutlu olur neşelenmeye baslarım…

O an herseyi unuturum…Kendi adımı bile…

Eski yasantımı hatırlarım…

O eski bayatlamış hayata dalarım…

Tabiki fazla dalmam…Dalamam…

Zaten fazla dalarsam bogulurum…

Yuzmeyi bilen biri bile o bayatlamış hayata dalarsa boğulur…

O hayat denizi onu boğar…

O hayatın hiç acıması yoktur…

Bol bol can alır…Acıma duygusu nedir bilmez…

Acımanın aksine zevk alır…Zevk aldıkçada can alır…

Can almayı çok sever…

Kendimi zor atarım dışarı o bayatlamış hayat denizinden…

Ama zaman gelir yine dalarım o bayatlamış hayata…

Ve yine düşünmeye baslarım yalnızlığı…

Ve yine düşünmeye baslarım sessizliği…

İyiki varsın YALNIZLIK…

Düşünüyorumda sensiz bir hayatın tadı hiç olmazdı…

İyiki varsın…Beni anlayan bir tek sensiz zaten…

Derdimi bir tek sana dökerim…

İçimi birtek sana acarım…

Bilirim sen sır vermezsin…

En buyuk dostumda sensin zaten…

Dost bir vucutta iki candır…

Aynı anda dogar aynı anda ölür…

Dost dediğinde senin gibi olur zaten…

Hiç bir zaman insanlardan DOSTUM olmadı…

Olamadı…Çünkü onlar insanfsız…

Çünkü onlar vefasız…

Dostluk nedir bilmezler…

Sevgi nedir bilmezler…

Ansızın sırtından vururlar…

Dedim ya bir tek dostum sen varsın…

Bir tek dostum sensin…

”Ben dostlarımı kır çiceği gibi avucumda değil, kursun yarası gibi yureğimde tasırım; bilirim ki dost vurulunca değil unutulunca ölür.”…

Beni hiç bir zaman unutma YALNIZLIK…

Ben sana muhtacım…Beni Unutma…

Beni sensiz bırakma…

Beni UNUTURSAN bil ki BEN o zaman ÖLMÜŞÜMDÜR…

DELİLİK BU BENDEKİ

Masallar diyarından geldim, dedim…

“Kanatların nerde?”

Kırıldılar, kırdılar dedim…

“Peki o karalar ne? omuzlarından gözüken”

Mutlu sonla bitemedik dedim…

Kara bir sevdanın laneti dedim…

Sustun!!!

Soruların ardı arkası gelmedi bir daha konuşmaya mecalim de kalmadı zaten.

Tek kelime dökülmese de dilimden, beni anladığını okuyabiliyorum gözlerinden…

Biliyorum…

Gözlerinde herşeyin açık seçik yazdığı benim aslında da

Dedim ya;

Artık konuşmuyorum…

“Hiç birinin son cümlesi kötü bitmezmiş…”

Bitti işte!

Hem de daha gel(e)meden son cümleye

Başlı başına,

Enine boyuna..

Nerden bakarsan bak bu sevdaya

Yitikmiş

Hem de boydan boya…

Korkularım vardı sana dair

Ve masallara…

Kabusları, yalanları, aldanışları saymıyorum bile

Yine de…

Masal gibi sevdim,

Öyle sevdim seni

Seni…

Delilik bu bendeki…

KUSURSUZ AŞK

Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.

Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur.

Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden

bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.

Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.

Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?

Sanırım, düşünmedin.

Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de.

Aslında çok şey var sevdiğim,

kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları,

İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun

saatlerinde geldin, ya da sen vurdun.

Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla,

denizden gelecek bir gemi bekledim durdum,

sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza.

Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim.

Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim.

Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek.

Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine – senin baban öldü mü?

Bu gidiş ölümden beter olamaz.

Hangisi doğru bilmiyorum,

Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?

Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?

Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.

Hayır hayır gitme!

Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!

Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.

Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun.

İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.

Dur, burayı iyi dinle; birkez daha söylüyorum ve son kez.

Seni seviyorum.

Sen giderken ben içimden haykıracağım ‘kusursuz bir aşktı bu’ diye.

Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum…

Yine de tanıdı gönlüm yaşadı

Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim

Her akşam vaktinde bu gönül üzülür

Hüzünle dolar seni düşünür

Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin

Geri dön ya da dönme ben sendeyim

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık