AYŞE ŞAN, NEREDESİN?

1 ay önce
7.554 kez görüntülendi

AYŞE ŞAN, NEREDESİN?

DEĞERLİ OKUYUCULAR:

Bugün (21 Aralık) üç dost, Tunalı Hilmi Caddesindeki Elizinn Pastanesi’nde bir araya geldik. Asım Keser kardeşimle 5-7 Mayıs 2022 tarihinde Doğubayazıt’ta düzenlen Uluslararası Nuh Tufanı’nın Ağrı Dağı’ndaki Arkeolojik İzleri Sempozyumu’nda tanışmıştım. Şafak Seyfettin Karakoç Abiyle de 17 Aralık 2022 tarihinde Asım Keser kardeşimin oğlu Sezer Numan’ın düğününde tanışma şansı buldum.

Soldan sağa: Şafak Seyfettin Karakoç, Mücahit Özden Hun, Asım Keser

Şafak Seyfettin Karakoç, 28 Ocak 1949 Bismil doğumludur. Benim gibi Kabataş Erkek Lisesi mezunudur. Belki de bizi birbirimize bağlayan sihir, aynı lisede yatılı okumamız, aynı ranzalarda uyumamız, aynı sınıflarda ders görmemiz ve belki de aynı hocalardan ders almamızda saklıdır. Kabataş Erkek Lisesi mezunları arasında anlaşılması zor, gizli bir dayanışma ve birlik duygusu her zaman var olmuştur.

Daha sohbete başlar başlamaz, Şafak Seyfettin Karakoç Abi’nin, alışılagelen insan tiplemesinin çok ötesinde nev-i şahsına münhasır büyük bir değer olduğunu anladım. Şafak Abinin, beni çok duygulandıran “Ayşe Şan” anekdotuna burada yer vermek isterim. Önce, Ayşe Şan ile ilgili kısa bir bilgiyi dikkatinize sunuyorum:

AYŞE ŞAN KİMDİR?

Ayşe Şan, ünlü bir Kürt kadın dengbêj’idir (şarkıcı). 1938 yılında Diyarbakır’da dünyaya gelir. Eyşana Kurd, Eyşe Xan, Eyşana Elî mahlaslarıyla bilinir. Babası da tanınmış bir dengbêj idi. Ayşe Şan, Türkçe ve Kürtçe şarkı söyleyerek radyoda çalışır, konserler verir ve kaset doldurur.

Ailesinin karşı çıkması ve baskı yapması nedeniyle Diyarbakır’dan ayrılır. Kürtçe yasak olduğundan radyoda sadece Türkçe şarkı söyler. 1963’te ekonomik sıkıntılar nedeniyle İstanbul’a göç eder, orada Kürtçe ve Türkçe konser verir. Almanya’ya gider. Üç çocuklu bir anne olarak İstanbul’a geri döner. Tehditler alınca bu kez 1979’da Bağdat’a gider. Bağdat’ın Sesi Radyosu’nda Eyşana Elî mahlasıyla şarkı söyler.

Ayşe Şan, 18 Aralık 1996’da İzmir’de kanserden öldü. Yalnız yaşıyordu. Doğduğu şehre gömülmeyi vasiyet etti, ancak bu isteği yerine getirilmedi.

***

Şimdi sözü, Şafak Seyfettin Karakoç Abi’ye bırakıyorum:

BİSMİL

Bismil doğumluyum. 10 yaşındaydım. Babam Şeyhmus Karakoç, o yıllar Bismil Belediye Başkanıydı.

Bir yaz günü Bismil’e bir trup (tiyatro topluluğu) geldi. Eğlence grubunda, bir dansöz, bir sihirbaz, 2-3 türkücü ve Ayşe Şan isminde bir sanatçı vardı. Ayşe Şan’ın seslendirdiği bir türküye zaten aşinaydım. Bu türküyü, Ramazan Abi’nin kurmalı pikabında defalarca dinlemiştim (Kürtçe yasak olduğundan Ayşe Şan’ı radyodan dinleme şansımız  elbette yoktu).

Türkünün sözleri şöyleydi:

Sallana, sallana neçe ser avê             (Sallana, sallana suya gitme)

Yıkamış esfabın raxe ber tavê           (Yıkamış esfabını güneşte ser)

Sallana, sallana neçe ser avê            (Sallana, sallana suya gitme)

Yıkamış esfabın raxe ber tavê            (Yıkamış esfabını güneşte ser)

Ayşe Şan’ın basılı portresi şehir merkezindeki direklere asılmıştı. Arkadaş grubu meraklanıp programın icra edileceği kahvehanenin önüne gittik. Bir nebze de olsa Ayşe Şan’ı görmeyi umut ediyorduk.

Program başlayacaktı, ama bir sorun vardı: Kahvehanenin elektriği yoktu! O yıllar, sadece Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), jeneratöre sahipti. Akşam 7-8’den sonra Belediye ve TMO anlaşmalı olarak ilçeye elektrik veriyorlardı. Ancak eğlence programının daha erken bir saatte başlaması gerekiyordu.

Tek çözüm vardı: Belediye Başkanı emredecek, Toprak Mahsulleri Ofisi de jeneratörü devreye sokacaktı. Babama gidip ricada bulunmaya karar verdim. Elbette, “Baba, Ayşe Şan’ı merak ediyorum. Elektriği bağlatır mısın?” diye bir cümle kurmam mümkün değildi. Yalana baş vurmak zorundaydım. İlçede babamın kendilerine saygı gösterdiği isimler vardı. Ben de bunu bir fırsata dönüştürdüm. Babamın huzuruna çıkıp, “Mirdat Amca, İzzetin Abi, Zabıt Kâtibi Sabri Abi rica etti, eğlence programını izlemek istiyorlar ama kahvehanede elektrik yok!”

Babam tereddüt etti. Dindar yönü ağır bastı: “Sarhoşların işine karışmak istemem!” Ancak arkadaşlarının kalbini de kırmak istemiyordu. Telefona asıldı, TMO’nun jeneratörü devreye girdi. İlçenin ışıkları yandı.

Kahvehaneye döndüm. 10 yaşında bir çocuk olduğumdan beni programa almaları mümkün değildi. Ancak elektriği açtırdığımdan beni kahvehanede ön sıraya oturttular. O yıllar ilçe asayişinden Jandarma sorumluydu. Onlar da gelip kontrol falan yapmazlardı.

Konser bitiminde Ayşe Şan ile ayaküstü 5-10 dakikalık bir sohbet fırsatı yakaladım.

Ayşe Şan’la ilk tanışmam işte bu koşullarda oldu. Ve aradan yıllar geçti…

KABATAŞ ERKEK LİSESİ YILLARI

Kabataş Erkek Lisesinde öğrenciydim. Üst katta bir radyo odamız vardı. Ben de arada bir oraya takılıyor, verilen görevleri yapıyordum. Sadece öğrencilere yönelik sınırlı bir radyo yayınımız vardı. Yıldız Tezcan, Zeki Müren, Gönül Yazar gibi dönemin ünlü sanatçılarından parçalar çalıyorduk. Yatılı öğrencilerden kimin misafiri gelse, şarkı yayınını kesip isimleri anons ediyorduk.

O yıllar ders programı cumartesi günü saat 13’e kadardı. İki gömleğim vardı. Normalde gömlekler naylondandı. Yakalarını süngerle temizlemek mümkündü. Ancak Bismil’den iki adet pamuklu gömlek göndermişlerdi. Yakaları kolalıydı. Kirli yakalarını süngerle temizlemek mümkün değildi. Okul dışındaki bir çamaşırhanede yıkatmam ve ütületmem gerekiyordu.

Bir cumartesi günü, öğleden sonra, gömleklerimi alıp liseden çıktım. Biraz ilerledikten sonra soldaki dördüncü veya beşinci dükkân bir çamaşırhaneydi. İçeri girince donup kaldım: Karşımda Ayşe Şan duruyordu. Çamaşırhanede işçi olarak çalışıyordu.

“Ayşe Abla, beni tanıdın mı?”

Baktı. Baktı.

“Hayır! Tanıyamadım.”

Bismil’deki tanışmamızı hatırlattım. Birden sarıldı:

“Ay kurban olduğum! Şimdi hatırladım.”

Ağladı.

“Artık konser veremiyorum. Benim yüzümden mekânlar kapatılıyor, konserler iptal ediliyor. Kimse de bana iş vermek istemiyor. Önüme ne iş çıksa onu yapıyorum. Şu an burada çalışıyorum. Yarın ne olacağını bilmiyorum.”

Gömleklerimi uzattım. Ayrılmadan önce söz verdim:

“Abla, sana çok iş getireceğim.”

Lise Müdürümüz Adnan Dinçer’di. Sırrı Bey, Müdür Yardımcısıydı. Sırrı Bey’in huzuruna çıktım:

“Hocam, bir akrabam Ortaköy’de çamaşırhane açmış. Yatakhaneye bir torba koyup, kirli gömlekleri toplayıp bu çamaşırhaneye götürsem, olur mu? Zaten her gömleğin üzerinde ad ve soyadı işlenmiş durumda. Karışıklık falan da olmaz. Bir cumartesi günü teslim alacağım gömlekleri bir hafta sonra geri getiririm. Akrabam da biraz para kazanmış olur.”

“Benim için sorun yok! Bu haberi öğrencilere nasıl duyuracaksın?”

“Merak etmeyiniz! O benim işim.”

Anons yaparak öğrencileri bilgilendirdim. Her cumartesi, topladığım 40-50 kirli gömleği Ayşe Şan’a götürüyor, bir hafta sonra da yıkanmış, kolalanmış ve ütülenmiş olarak geri getiriyordum.

Bir gün çamaşırhaneye gittiğimde Ayşe Şan’ı göremedim. Artık orada çalışmıyordu. Üzüldüm.

KAPALI SPOR SALONU

Aradan zaman geçti. Hâlâ Kabataş Erkek Lisesinde öğrenciydim. Taksim’e çıktığım bir gündü. Dolaşırken direklere yapıştırılmış konser ilânları gördüm. Ünlü piyanist (piyanoyu İslamlaştıran) Feyzi Aslangil’in doğum yıldönümü nedeniyle kapalı spor salonunda bir program anons ediliyordu. Ayşe Şan’ın adı da sanatçılar listesindeydi.

Ne yapıp edip bu programa katılmak istiyordum. Başarılı bir öğrenciydim. İzin istersem belki alabilirim diye düşündüm. Müdür Yardımcısı Sırrı Bey sert çıktı: “Gidip içki falan içersiniz! Geç gelirsiniz. Olaylara falan karışırsınız. Kabul edemem!”

Israr edince, Sırrı Bey yumuşadı: “Tamam! Gidin, ama ben sizi görmedim.”

Ortaköy’de tanıdık sandalcılar vardı. Birisiyle anlaştım. Motorlu bir sandal kiraladım.

Kabataş Erkek Lisesi, deniz kenarındadır. Anlaşmaya uygun şekilde motorlu sandal saat 19:30’da liseye yaklaştı. Arkadaşlarla içine doluşup, önce Kabataş İskelesine, oradan da yürüyerek kapalı spor salonuna vardık.

Salondan içeri girdiğimizde program henüz başlamıştı. Arkadaş grubuyla, “Ayşe Şan! Ayşe Şan!” diye öylesine bir tezahürat yaptık ki herkes bize bakıyordu. Ayşe Şan’ı tanımayanlar da böylece tanımış oldular. Ayşe Şan,  ilgiye sevindi, bize el salladı. Bu, Ayşe Şan’ı son görüşümdü. Programdan sonra aynı güzergahı izleyerek okula döndük.

Ve aradan yıllar geçti…

YEDEK SUBAYLIK

Askerliğimi yapıyordum (1978). Yedek Subay kurasında Kahramanmaraş’ı çektim. Kahramanmaraş’ta Tüzün, Paris, Köşk, Pehlivan adında bir sürü gece kulübü vardı. Şehri dolaşırken bir de ne göreyim: Ayşe Şan, Kahramanmaraş’taki gazinolarda çalışıyor. Ben de Bölük Komutanı olarak görev yapıyordum.

Narkotik ve Ahlak polislerinin çoğu Diyarbakırlıydı. Ahlak polisleri, gece kulüplerini dolaşıp kontrol falan yapıyorlardı. Sevdiğim bir hemşerim, ahlak polisiydi. Ayşe Şan’a aşık olmuştu. Ben de arada bir Köşk Gazinosunda çalışan Ayşe Şan’la bir araya geliyor, sohbet ediyordum. Ayşe Şan, hemşerimden dert yandı. Kendisine âşık olduğunu, rahatsız ettiğini falan söyledi. Böyle günlerde teselli ediyordum:

“Ayşe Abla, üzme canını! Geçici bir aşktır.”

Hemşerimi uyardım

“Ayşe Ablayı rahat bırak!”

Bölük, Kahramanmaraş’ın dışındaydı. Bir gün kapıdaki nöbetçi, bir bayanın benimle görüşmek istediğini söyledi. Tanımadığım bir bayan çıkageldi. Meğerse Ayşe Şan’a aşık olan hemşerimin eşiymiş! Kadın, dertli dertli konuştu:

“Kocam, benden boşanmak istiyor. İki çocuğumla ortada kalacağım. Ayşe Şan’la evleniyor.”

Haber gönderdim. Hemşerim, ikinci gün yanıma geldi. Sitem ettim:

“Duyduğuma göre eşini boşayıp Ayşe Şan’la evleniyormuşsun!”

“Ne var bunda? Herkes istediği zaman yeniden evlenir. Niçin bunu sorun yapıyorsun?”

Hemşerimi bu kararından vazgeçirmek için çok uğraştım. Nafile, eşinden boşandı. Ayşe Şan da çalışmak için Adana’ya gitti (1978 sonu). Hemşerimi  Ahlak Polisi görevinden aldırıp başka bir bölüme atanmasını sağladım. Ayşe Şan’ın, daha sonra Bağdat’a gittiğini öğrendim.

Umarım yakında hemşerimle görüşme şansım olur. Ayşe Şan’la aralarında sonraki yıllar neler olup bittiğini bizzat kendisinden dinlemeyi çok isterdim. (Devam Edecek)

ASIM KESER ANLATIYOR

Soldan sağa: Şafak Seyfettin Karakoç, Asım Keser

Şerafettin Elçi, 1978-79 yılları arasında Ecevit hükûmetinde Bayındırlık Bakanı olarak görev yaptı. 12 Eylül Darbesi sonrası yargılandı, otuz ay hapis yattı.

Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi, Ayşe Şan’ı “geçici işçi” statüsünde işe alır. Olay şöyledir: Ayşe Şan, İzmir’de çalışırken, bir Kürt ileri geleni Şerafettin Bey’den Ayşe Şan’a Bakanlık bünyesinde işe alınması için ricada bulunur. Şerafettin Elçi, olumlu karşılar. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinde Şerafettin Elçi tutuklanır. İddianamede özellikle Ayşe Şan’a iş vermesi ön plana çıkarılır, bununla yargılanır.

Ayşe Şan, İzmir’de yalnızlık içinde öldü. Allah rahmet eylesin!

SÜLEYMAN ATAY ABİM PARİS’TEN AKTARIYOR

Merhum Ege Bağatur, 10 Aralık 1973’te CHP’li olarak Adana Belediye Başkanı seçildi. Belediyedeki güç ve çıkar odaklarına karşı tutumu zamanla bazı kesimleri rahatsız etmeye başlar. Ben de Adana Belediyesi Gelirler Genel Müdürü olarak görev üstlendim.

Adana Belediye Başkanı seçilen Ege Bağatur

O yıllar Adana’da Süleyman Sırrı Prodan isimli Arnavut kökenli bir kabadayı vardı. Kardeşi Rıza Tekin Prodan de bilinen ve korkulan bir kabadayı idi. Her ikisi de CHP’liydiler. Mert insanlardı ama kabadayı raconundan da taviz vermek istemezlerdi.

Adanalı ünlü kabadayı Süleyman Sırrı Prodan

Sabancı Ailesi, ünlü “Evin” marka yağını üreten MarSA şirketinin % 8’lik hissesini Süleyman Sırrı Prodan’a vermişti. O yıllar Türkiye genelinde yağ kıtlığı vardı. Çok defalar Süleyman Sırrı Prodan sayesinde temin ettiğimiz yağları Ağrı gibi ücra illere gönderiyorduk.

Ayşe Şan, Adana’ya gelince Süleyman Sırrı Prodan’ın himayesine girdi. O yıllar sanatçıların bu türden korumalara ihtiyacı vardı. Aslen Urfalı olan Belediye Başkanı Ege Bağatur da Ayşe Şan’a el uzattı. Belediyeye ait bir bahçenin işletmesini Ayşe Şan’a verdi. Ben de fırsat buldukça yardımcılarımı gönderiyor, Ayşe Şan’ın bir şeye ihtiyacı olup olmadığını öğrenmeye çalışıyordum. Ayşe Şan’ı Belediyenin “rüsum” vergisinden falan muaf tutardım.

Çok geçmeden Adanalıları üzen talihsiz bir olay yaşandı: İnönü Parkı nedeniyle Belediye Başkanı Ege Bağatur ile Süleyman Sırrı Prodan karşı karşıya geldiler. 30 Haziran 1975 günü yapılan Belediye Meclis toplantısından çıkarken Süleyman Sırrı hem Belediye Başkanına hem de Meclis Başkan Ahmet Albay’a silahla saldırdı, her ikisini de ağır yaraladı. Ayşe Şan, bir yandan koruması Süleyman Sırrı’nın himayesini bir yandan da ağır yaralandığı için artık görev yapamaz durumdaki Belediye Başkanının ekonomik desteğini kaybetti.

Bu olaydan sonra ben de Adana Belediyesi’nden ayrılıp İller Bankasında çalışmaya başladım.

BİTİRİRKEN…

Aşkların, ayrılıkların ve acıların en coşkulusunu en derinini kalbinde taşıyarak ülke ülke dolaşan, sesiyle bir kuşağın boğulmuş çığlığına kapıyı aralayan ve aramızdan sessizce ve talihsiz bir şekilde ayrılan büyük sanatçı Ayşe Şan’ın “Sallana Sallana” isimli kendi bestesini baştan sona dinlemeden lütfen bu sayfadan ayrılmayınız.  Saygılarımla. Mücahit Özden Hun

SALLANA SALLANA (KURMANÇÇA-TÜRKÇE)

Sallana, sallana neçe ser avê

Yıkamış esfabın raxe ber tavê

Sallana, sallana neçe ser avê

Yıkamış esfabın raxe ber tavê

 

Bir öpücük isterem xêra dê û bavê

Yabancın degilem pismamê te me

Dibêjî, nebêjî heyranê te me

Yabancın degilem zalım pismamê te me

Dibêjî, nebêjî heyranê te me

Hasta degilem keçê nexweşê te me

 

Sallana, sallana tû ji wêde hatî

Aşkın ateşi zalım dilê min ketî

Sallana, sallana tû ji wêde hatî

Aşkın ateşi dotmam dilê min ketî

 

Söz vermiştin îro çima ne hatî

Yabancın degilem pismamê te me

Dibêjî, nebêjî heyranê te me

Yabancın degilem zalım pismamê te me

Dibêjî, nebêjî heyranê te me

Hasta degilem keçê nexweşê te me

 

Bir gün geleceğim malê bavê te

İsmini bilmem ki dibêm navê te

Bir gün geleceğim malê bavê te

İsmini bilmem ki dibêm navê te

Egil de öpeyim keçê helqê çavên te

Yabancın degilem pismamê te me

Dibêjî, nebêjî heyranê te me

Yabancın degilem keçê pismamê te me

Dibêjî, nebêjî mêvanê te me

Hasta degilem zalım nexweşê te me

 

SALLANA SALLANA (TÜRKÇE)

Sallana, sallana suya gitme

Yıkamış esfabını güneşte ser

Sallana, sallana suya gitme

Yıkamış esfabını güneşte ser

 

Bir öpücük istiyorum annenin babanın hayrına

Yabancın değilim kuzeninim

Desende demesen de hayranınım

Yabancım değilim zalim kuzeninim

Desen de demesen de hayranınım

Hasta değilim kızım sana hastayım

 

Sallana sallana oradan geldin

Aşkın ateşi zalim yüreğime düştü

Sallana sallana oradan geldin

Aşkın ateşi kuzen yüreğime düştü

 

Söz vermiştin bugün neden gelmedin

Yabancın değilim kuzeninim

Desende demesen de hayranınım

Yabancım değilim zalim kuzeninim

Desende demesen de hayranınım

Hasta değilim kızım sana hastayım

 

Bir gün geleceğim babanın evine

İsmini bilmem ki ismin diyorum

Bir gün geleceğim babanın evine

İsmini bilmem ki ismin diyorum

Eğil de öpeyim kızım gözlerinin halkalarını

Yabancın değilim kuzeninim

Desende demesen de hayranınım

Yabancın değilim kızım kuzeninim

Desen de demesen de misafirinim

Hasta değilim kızım sana hastayım

 

 

 

The following two tabs change content below.

Mücahit Özden HUN

Latest posts by Mücahit Özden HUN (see all)

Reklam

Yorumlar

  1. Asım KESER dedi ki:

    ….Evet Sesimiz de Bağrımız da Yanıktı Bizim…..
    Sesi kelam, kelamı Klam/Türkü eyyleyip yüreğe damıtan Usta Dengbej/Ozan Ayşe Şan (Eyşan’a Eli) ın şahsında, sözü kelamı sesi sazı avazı niyazıyla kadim zamanlardan beri ruhucanımıza sükunet bahşeden, değerler Dünyamızın banisi Aşık/Ozan/dengbej in; kalemi kelamıyla cana şifa/ruha sefa nice Sanatkarın hazin hikayesine, esasen bizim hikayemize; kültür sanat medeniyet değerlerine, değer taşıyıcısı ses bayrağımız mesabesindeki Can’lara karşı acınası hazin hikayemize, halipürmelalimize (1) ışık tutan hayli dokunaklı istifadeli bir yazı olmuş. Daya yeni yazdığınız Niko nun Reşo nun ve nice Sanatçının Sanatkarın saz avaz ehlinin fena feci yer yer sefalete yakın hazin yaşamı ne kadar da benzer ne kadar da evrenseldi…. Ve Dünyanın dört bir yanında kalem kelam ehli canlara re-va görülen ne kadar da aşinaydı…Dimağınıza velud kaleminize kelamınıza bereket…
    Üsdaım,

    Ayşe Şan ın billur yanık sesinin tınısında, bu asrın başında kafkasyadan mezopotamyaya ..Anadolunun yekpare tamamında; kaç/göç, harp/darp, tehcir/sürgün ile yaşanan nice trajedinin kahr u kederin/cevriCefanın
    dayanılmaz acısı saklıydı…Seneler evvel hayli resmi bir zevatla D,bekir Dengbej Evi’ni ziyaretimizde, bir eli kulağında diğer eliyle kehribar tesbihini sallayarak mistik bir eda ile cezbeye tutulmuşcasına çığıran Dengbejlerin peş peşe yaktığı (2) stranlar/Türkü Ağıtlar karşısında hayret ve hayranlığını gizlemeden, Üstad bu Dengbejlerin Sesi Niye Böyle Yanık” sualine, coğrafyanın hazin demlerinden uzun uzadıya tiratımızı müteakip, “Coğrafya Kaderdir” in bize nasıl Kahrukeder olduğundan/kılındığından bahisle, burda bu diyarda Hüzün/keder esas, neşe istisnaidir Üstad, şu bıçak sırtı coğrafyada yreğimize oturan onca Ukde ve boynumuzda O Yusuf yalnızlığı ile adeta kederden keyif devşirircesine, ey Keyifli Kederim nidasıyla ve yaşamı ıskalayan yaşamaklığımızla Sesimiz de Bağrımız da Yanıktı, bizim…Zira Sesimizin Tınısı, Canımızın Sızısındandı…Ahhh Üstadım, en Kürtçe bilmeyenimizin bile bir Erkan Oğur Türküsünde ağlamaklığı bundandı…Ondandı ki türlü sebeplerle yer yer reelpolitik telkin ve tesirlerle en muhafazakar olanımızın mesela Mevlid i şerifle ilahilerle evlenen civanlarımızın hatta pir i fanilerimizin bile cebinde allı pullu Mustafa Keser mendilleriyle gezmekliği …Ve rastgeldiği her davul zurna sesinde kimin düğünü/Toyu demeden her şadlık deminde Halaya/Gowende durup nice kötü kötücül fena fesat ehlinin ” Alayına” karşı raksedip sındırması…Ve kızlarımız yarimiz yavuklumuz kadınlarımızın feryadı figanı Zılgıtımız vardı bir de…Rivayet olunur ki en acı en hazin Zılgıtı da Eyşa Şan yakardı..zaten her klamı/Türküsü yer den Göğe bir Kybele niyazından başka neydi ki….

    1) Halipürmelal; Tek tek herbirimizin yek diğeriyle Hüzündaşlığı/Haldaşlığı ile ancak Adam olacağı/Adam kalacağına dair kadim insan tarifine göre toplumdaki en güvensizimiz en fakirimiz en tokumuz kadardık.. Gayrısı yerlerde sürünen acınası hal idi…
    2.Efendim kadim zamanlardan beri Anadoluda Türkü Söylenmez, Yakılır… Yaşanan kahru kederle yüreğimize oturan sızının terennümü…Göklere çığırışımız, Arş ı alaya çıkan fifanımız, Hak Teala ya niyazımızdır, Türkümüz/Stranımız…
    3) Eyşan Şan ın/ MeryemXan ın/Belgin Doruk un yanağında ..dudağının kıyı kenarında beliren ve teee Big Bang da o Büyük Patlamadan yarin yavuklunun yüzüne , Dengbejlerin ifadesiyle akça gerdana nakşedilen (Gerdana gewer xala reş) o Kara Nokta ya xal/ben e dair söyleyeceklerimiz bahsi diğerdi elbet…..

    selam niyazla….

    1. MÜCAHİT ÖZDEN HUN dedi ki:

      Asım Kardeşim,
      “Bahsi Diğeri” yani Xala Reş’i (siyah ben) yazıya eklemeyi unuttum. Onu da şimdi ekleyeceğim. Yüreğine ve kalemine sağlık. Selam ve sevgilerimle…

Yorum Yaz

Yukarı Çık