NİÇİN AYNI KAÇINILMAZ EVRİMSEL YOL?

3 gün önce
46.707 kez görüntülendi

NİÇİN AYNI KAÇINILMAZ EVRİMSEL YOL?

22/11/2020

NİÇİN AYNI KAÇINILMAZ EVRİMSEL YOL?

Bu soruyu kendi kendime çocukluk yıllarımda sorduğumu hatırlıyorum. Hani pekte çocuk sayılmazdım. Kabataş Lisesi birinci sınıfı bitirip Iğdır’a doğru yola çıktığımda satın aldığım kitaplardan birisi de İsviçreli yazar Erich von Däniken’in yazdığı “Tanrıların Arabaları” isimli popüler bir kitaptı.

Tanrıların Arabaları Kitabının Kapağı

Akıcı bir dille yazılmış  ve insanın hayal gücünü tetikleyen  kitap genel olarak Antik Çağ’daki ilkel insanların yüksek bir medeniyete ve bilgi düzeyine sahip dünya dışı varlıklar tarafından ziyaret edildiğini iddia ediyor, buna dair hipotezlere yer veriyor ve iddiasını kanıtlamaya çalışıyordu. Örneğin Mısır’daki piramitleri, yazara göre insanlar değil ama başka gezegenlerden gelen ve dünyayı ziyaret eden daha zeki yaratıklar inşa etmişti. Yazar hani pek de haksız sayılmazdı. Bugün bile hala piramitlerin nasıl inşa edildiğini ve birçok sırlarını tam olarak anlamış değiliz. Elbette yazarı haklı çıkarmak gibi bir niyetim yok ama anlaşılamayan sırları açıklamak için gösterdiği çabayı da takdir etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu şekilde başlayan sorgulamalar beni farklı bir konuya yönlendirmişti: Birbirinden habersiz kültürler niçin aynı evrimsel yolu izliyor ve aynı sosyal yapıları ortaya çıkarıyorlardı? Bunun nedeni ne olabilirdi?

Kendimi daha iyi ifade edebilmek için şu örneği vermek isterim: İtalyan kâşif Kristof Kolomb, İspanya Kraliçesinin de yardımını alarak 1492 yılında Endülüs’teki Palos de la Frontera isimli limandan üç gemiyle Batı’ya doğru açıldığında amacı Hindistan’a ulaşmaktı. Amacı o yıllar oldukça rağbet gören baharat ticareti için daha kısa bir yol bulmaktı.  

Kristof Kolomb

Kristof Kolomb dünyanın yuvarlak olduğuna inanıyor ama Avrupa ile Hindistan arasında koskocaman Kuzey ve Güney Amerika kıtalarının olduğunu bilmiyordu. 12 Ekim 1492 tarihinde Bahama adalarına vardığında bu adaların Hindistan’a ait olduğunu düşünmüş buralara İspanyolca “Hindistan” anlamına gelen “İndias” adını vermişti.  Kolomb yeni bir kıta keşfettiğinin farkında değildi. Öldüğünde bunu bilip bilmediği de çok araştırılmış ama kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.

Sonraki yıllar Kolomb’un yeni bir kıta keşfettiği anlaşılınca Portekiz ve İspanya İmparatorlukları bu yeni kıtayı belli bir meridyeni esas alarak paylaşırlar. Ardından Fransız ve İngilizler de boş durmayacak yeni kıtada kendi kolonilerini kurmak için harekete geçeceklerdi.

Yeni kıtayı askeri anlamda ele  geçirmek için gelen ordulara konkistador (fatih) ismi  verilir. Avrupalı fatihler yanlarında bir avuç atlı şövalye ile çıkageldiler.  Sanıldığı gibi uçsuz bucaksız bu araziler, sadece bir grup konkistador ve onlara yardım eden bir avuç güçlü atlı şövalyenin ve salgın hastalıkların yardımıyla fethedilmedi. Yapılan son arkeolojik kazılarda bulunan deliller, işgalci İspanyolların, sayıları yüz binlere varan yerli kuvvetlerle ittifak yaptığını ortaya çıkartmıştır. Hernán Cortés 1519-1521 yılları arasında Meksika’yı ve Tlaxcala’yı fethetti. 1532 ve 1535 yılları arasında da, Francisco Pizarro, Peru’daki İnka halkından devşirdiği 40.000 kişilik bir kuvvetle İnka İmparatorluğunu ele geçirdi.

Hernando Cortes

Şu da bir gerçek ki salgın hastalıklar yerli nüfusun azalmasında büyük rol oynamıştır.  Örneğin çiçek hastalığı, tifüs, grip, difteri ve kızamık gibi, Avrupalıların getirdiği bulaşıcı hastalıklar 10 ila 20 milyon Amerikalı yerlinin canına mal olmuştu. Bu rakam neredeyse, Amerikalı yerli halkın %95’ine tekabül etmekteydi.

AZTEKLER

Aztekler

Avrupalıların Amerika’yı keşfetmeden önce bugünkü Meksika’nın olduğu yerde Aztekler yaşıyordu.  14. ve 16. yüzyıllar arasında varlığını devam ettiren Aztek imparatorluğu zengin bir mitoloji ve kültürel mirasa sahipti. Aztekler büyük bir uygarlık kurmuşlardı. Hatta Tenochtitlan isimli bir başkentleri bile vardı.

RESİM: Başkent Tenochtitlan

Başkent Tenochtitlan

Şehir bir tapınağın etrafında kurulmuştu. Dünyanın en büyük piramidi Meksika’daki Büyük Cholula piramididir. Azteklere ait piramit 182.107 metrekare alan üzerine kurulmuştur ve yüksekliği 54 metredir. Büyük Cholula Piramidi, ünlü Mısır Piramitlerinin en büyüğü olan Keops’un tam 4 katı büyüklüğündedir. 13 milyonluk bir nüfustan oluşan çok büyük ve zengin bir imparatorluk olan Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye de sahiplerdi.

Cholula Piramiti

Cortes, Aztek İmparatorluğunun başkentine yaklaştığında Aztek imparatoru, Cortes ve adamlarının başkente girmesine izin verir ve onları göz kamaştırıcı elbiseler giyinmiş halde karşılar. Cortes´in sadece 600 askeri vardı ve Aztek imparatoru onları kolayca yok ettirebilirdi. Ancak Aztek takvimine göre bu yıl çok özel bir yıldı. İnançlarına göre bu yılda Quetzalcoatl adlı bir tanrı Aztekleri yok edecekti. Bu tanrının efsanedeki tarifleri Cortes´e çok benziyordu. Bu yüzden Aztek imparatoru, Cortes’in Tanrı olduğuna karar verdi.  

Değerli okuyucular!

Avrupalılar gelmeden önce Aztek uygarlığının sahip olduğu özellikleri sıralamak isterim:

  1. Aile yapısı vardı
  2. Kadın ikinci plandaydı
  3. Tanrılara inanıyorlardı ve tapınakları vardı
  4. Dine ve efsaneye inanıyorlardı
  5. Elbise giyiyorlardı
  6. Şehir yaşamı vardı
  7. Bir imparatorları vardı
  8. İmparator başkentte oturuyordu
  9. Piramit yapmasını biliyorlardı
  10. Askeri yapılanmaya sahiptiler
  11. Savaş aletleri üretebiliyorlardı
  12. Kendilerine ait bir takvimleri vardı
  13. Kendilerine ait bir alfabeye sahiptiler
  14. Tarım yapmasını biliyorlardı

Şu soruyu sormamız gerekir: Nasıl oluyordu da birbirine kara yoluyla bağlı Avrupa/Asya/Afrika kıtalarından çok uzakta ve bu üç kıtayla kara bağlantısı olmayan, bu nedenle bu kıtalarda olup bitenden habersiz insanlar yani Aztekler tıpkı diğerleri gibi aynı kültürel evrimden geçmişlerdi? Bu durum Peru’daki İnkalar ve Orta Amerika’daki Mayalar için de geçerliydi. Onlar da tıpkı yukarıdaki listede olduğu gibi tarımı, şehirleri, giyim kuşamı, aile yapısını, dini, alfabeyi vb keşfetmişlerdi.

Aztekler, piramit yapmasını Mısırlılardan öğrenmemişlerdi. Aztekler dini inanç oluşturmayı ve Tanrılara tapmayı, tapınaklar yapmayı da Avrupa/Asya/Afrika halklarından öğrenmemişlerdi. Aile yapısı Azteklerde de vardı. Toplum; rahipler, askerler ve siviller gibi çeşitli bölümlere ayrılmıştı. Takvim ve yazıyı yine Avrupa/Asya/Afrika’dan habersiz keşfetmişler ve oldukça ilerleme sağlamışlardı. Tarımcılığı ve hayvanların evcilleştirilmesini biliyorlardı. Siyasal bir yapıya sahiptiler ve bir imparator ülkeyi yönetiyordu.

Varsayalım ki Kristof Kolomb ve ardılları hiçbir zaman Amerika’yı keşfetmemiş olsaydı yaşam Amerika’da nasıl bir yol izleyecekti? Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçebilecekler miydi? Benim şahsi görüşüm: Evet. Arabayı ve bilgisayarı keşfedebilecekler miydi? Benim şahsi görüşüm: Evet. Uzay yolculuğuna çıkabilecekler miydi? Benim şahsi görüşüm: Evet.

Dünyanın en büyük piramidini yapabilen Aztekler eğer demir çağıyla tanışmış olsalardı kıtalararası uygarlık etkileşimi farklı bir çizgide gelişecekti.

Eğer Kristof Kolomb ve ardılları Amerika kıtasını keşfetmeseydi Kuzey Amerika’da yerleşik olan, bugün bizim “Kızılderililer” olarak adlandırdığımız bağımsız kabileler,  tıpkı şehir yaşamı ve yazı diline sahip olmayan Moğollar gibi Cengiz Han benzeri bir komutanın etrafında kümeleşerek güneydeki Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarına saldıracak, bunlarla kaynaşacak bu şekilde Amerika’da insanlık kopuk imparatorluklardan sınırları belli ulus-devletlere geçiş yapacaktı.

Biz gururla Avrupalıların Amerika’yı keşfettiğini söylüyoruz. Her şey tam tersine bir şekilde de gelişebilirdi. Amerikalılar gemicilikte ve askeri örgütlenmede bir adım daha önde olabilir, Avrupa/Asya/Afrika topraklarını önce onlar keşfedebilir ve bu toprakları onlar sömürgeleştirmiş olabilirdi. Bunun olmamasının nedeni acaba neydi?

Cevabı çok basit: Amerikalılar kültürel evrim çizgisinde bir adım gerideydiler. Avrupa/Asya/Afrika demir çağını geride bırakıp teknolojiye ve endüstrileşmeye yönelirken Amerika’daki halklar hala taş alet kullanıyorlardı ve bronz dönemine yeni yeni geçiş yapmışlardı. Uygarlıklar arasındaki bu fark nedeniyle yani demir çağını yaşayan Avrupa/Asya/Afrika taş çağını yaşayan Amerika uygarlıklarını yok etmiştir.

Yukarıdaki Cortes’in resmine bakmanızı istiyorum. Demir çağını yaşayan Avrupalılar demirden zırh giyiyorlardı. Aztekler henüz demiri keşfetmemişlerdi. Biraz abartılı olacak ama Yıldırım Beyazıt içinde yeterli mermisi ve yakıtı olan sıradan bir tankla 160 bin kişilik Timurlenk’in ordusunu 1402 yılında Ankara savaşında dize getirebilirdi.

SONUÇ:

İnsanoğlunun tarihsel evrimi,  nedenini kendisinin de bilmediği şaşmaz bir çizgide devam etmektedir. Bu sosyolojik fenomeni insanoğlunun “toplumsal DNA”sı olarak değerlendirebiliriz. Yani eğer insanoğlunun toplumsal DNA’sını çözebilirsek bir sonraki uygarlık adımını tahmin etme şansımız olabilecektir. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bu yol tektir ve kesindir. Ne ilginç değil mi? Sanki geleceğimiz önceden planlanmış gibidir. Uygarlık geliştikçe belli kurallar yönünü belirlemekte ama biz öyle zannediyoruz ki söz konusu uygarlığı BİZ İNSANOĞLU kendi elimizle yaratmışız gibi bir övünç payı çıkartmaktayız.

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık