YILLAR ÖNCEYDİ…

3 hafta önce
77 kez görüntülendi

YILLAR ÖNCEYDİ…

YILLAR ÖNCEYDİ…

10/01/2023

Aziz okuyucularım merhabalar…

Evet yıllar önceydi…

Siyah-beyaz TRT televizyonu ekranında dönemin başbakanı, çok sık yaptığı bakanlar kurulu toplantılarından birinden sonra, basın toplantısında kendisine yöneltilen soruları yanıtlamış, salondan ayrılırken toplantıya devam edecek olan hükümet sözcüsüne aynen şöyle demişti:

“Amerikalılar bu konuda neler söyleyip neler yapmışlar? Lütfen bakalım ve bana teferruatlı bir rapor sunun.”

Henüz 25 yaşındayım ve 50’li, 70’li yıllarda doğmuş bütün gençlik gibi ABD muhalifiyim. Sayın Başbakanın bu sözünü işitince kendi kendime, “Bu kadar da Amerikan hayranı olunmaz ki.” dediğimi anımsıyorum.

Huzurunuzda, bu su-i zannımdan dolayı duyduğum derin pişmanlığı tekrarlıyor ve Rabbimizden de affımı niyaz ediyorum.

Neden mi?

Dedim ya yıllar önceydi. Isparta’nın girişi olan çıkışı olmayan minnacık bir ilçesindeki merkez bölge şefliğini, Orman İşletme Müdürünün yazılı izniyle   “işçi mühendis” ünvanıyla üstlenmiş  var gücümle çalışıyordum. Bana emanet edilen saha 35 bin hektardı (350 bin dekar);  o  yıl bitirmem gereken ve ekseriyeti  bakım sahasında 19 bin m3 damgam vardı. Gençlik ve sıklık bakımı yapmam gereken sahalarımı saymıyorum. Bütün bunlara ilaveten, üç dozer de orman yolu yapıyordu.

Bu işlerle boğuşurken ne ABD’deki bilimsellikten ne 500 yıllık projeksiyonları öngören planlardan ne de en az 100 yıl sonraki ABD’de neler olacağının bugün belli olduğundan haberim vardı.

Ne zaman ki KTÜ Orman Fakültesi’nde asistan oldum ve doktoraya başladım ve yaşayan babam doktora tez danışmanım sevgili hocam Doç. Dr. Zeki YAHYAOĞLU beyefendinin yönlendirmesiyle, önce KTÜ Merkez Kütüphanesinin üst katındaki “Cap Abstract” dergilerini tanıdım, yetmedi alt katlara indim. Yabancı dilim İngilizce olduğundan ekseriyeti ABD basımı kitaplarla önce arkadaş sonra da dost oldum.  Öyle ki, doktora tezimi tamamladığımda, o günün şartlarında dile kolay tam 169 kaynağa ulaşmıştım. Bir de baktım ki, sevdiğini kokusundan tanıyan sevdalılar gibi kütüphanedeki kitapları kokusundan bilir hale gelmişim ve dostlarım da sadece kitaplar olmuş.

İlk yüksek lisans öğrencime tez konusunu verirken birden ağzımdan, evet evet benim ağzımdan; “Amerikalılar bu konuda neler söyleyip neler yapmışlar? İyice araştırmadan teze başlamayacağız.” sözlerinin çıktığını fark ettim. Ve inanır mısınız, emeklilik yaşımı çoktan geçtim; ben hâlâ bu sözü tekrarlıyorum.

Böyle söylemenin ve düşünmenin hiç zararını görmediğim gibi, faydasını bizzat yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum. Misal, Side Jandarma Kampındaki askerliğim sırasında kamp komutanımızın beni çağırıp “Asteğmenim  komutan konutlarının önündeki kauçuk ağaçları tam komutanlar geleceği zaman yapraklarını döküp kelleşiyorlar. Ne yapmalıyız?” dediğinde, her ihtimale karşı lazım olur diyerek yanımda götürdüğüm ABD basımı kitaplardan yararlanarak hazırladığım gübreleme teknik ve reçetesiyle sorunu çözmüştüm.  Yıllar sonra S. Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi binasını teslim aldıktan sonra, toprağı bütünüyle biyolojik aktiviteden uzak, hatta kil ve toz içeriği çok fazla ince tektürü sebebiyle, yağmur yağdığında suyun göllenip kaldığı  binanın girişine, kökleri çok hassas olan mavi ladini dikerken kullandığım, hâlâ 1995 yılında hazırladığım ders notundan başka bir yerde görmediğim, ABD yayını bir kitaptan aldığım dikim yöntemi çok iyi netice vermişti.

Şimdi Iğdırda’yım ve kısmet olursa yüzeysel tuzluluğa neden olan drenaj sorunlu alanlarda, sorunun çözümü için, Rektörümüz Hakkı hocamın talimatlarıyla,  yardımcıları kıymetli arkadaşım Sabit hocamla, yine ABD’de uygulanmış bir yöntemden esinlenerek, bu defa deneyimlerimizden de istifade edip farklı bir çalışma gerçekleştirmeyi planlıyoruz.  İnanıyorum ki bu çalışmamız da başarıyla sonuçlanacak.

Bu şehir, merkezindeki meyve bahçeleriyle “Yeşil Iğdır” iken, nerdeyse hiç tozlu bir kent değilmiş. Ne zamanki bahçeler yok edilip yerine apartmanlar dikilmiş, tozuyla meşhur bir kente dönüşmüş. Fakat bu hal bu şehrin nakıs talihi olmamalı ve böyle kalmamalı, kalmayacak inşallah.  Iğdır’ımız için çok güzel neticeler vereceğine inandığımız bir projemizi, kabul buyurularsa Sayın Valimizle görüşüp behemehâl uygulamaya koyma talebimiz olacak.

Bozulan doğal dengenin yeniden kurulması maalesef sabahtan akşama olmuyor; hatta 500 yıl gerekebiliyor. Bu projemizle sokaklarımızı, evlerimizi ve iş yerlerimizi tamamen tozdan arınmış bir hale getirmemiz ne yazık ki mümkün değil. Fakat kanaatimce birkaç ay içinde evlerimizi ve iş yerlerimizi ve en az insan boyunda dikildiklerinde, yine tecrübelerime dayanarak  belirtiyorum, en erken beş, en çok on yıl sonra, Iğdır belki tozsuz Iğdır olmayacak, fakat artık tozlu Iğdır olarak da anılmayacak inşallah.

Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum?

ABD’de neler yapılmış baktım da yazıyorum…

Bunu nasıl mı başaracağız?

Kısmet olursa bundan sonraki köşe yazılarımda, bir süre bu konuyu işleyeceğim.

Her zaman söylemez miyiz?

Niyet hayr, akibet hayr.

Çalışmak bizden, başarı Allah’tan.

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık