SENİ GÖRMEYE İKİ GÖZ YETMEZ

1 ay önce
640 kez görüntülendi

SENİ GÖRMEYE İKİ GÖZ YETMEZ

SENİ GÖRMEYE İKİ GÖZ YETMEZ
27/12/2022

Evrimin belli aşamasına gelmiş bütün canlılarda iki göz vardır. Balık, yılan, kuş, kedi… Tabii insan.

Neden dersiniz acaba?
Çünkü maddenin üç boyutu vardır: En, boy ve derinlik.

Şayet canlılar tek gözlü olsaydı, maddeyi üç boyutlu değil iki boyutlu olarak kavrayacaklardı. Bu ise evrimin temel yapısı olan doğal ayıklanma ve mutasyon ilkelerine ters düşmek olurdu. Gerçekten de bu iki kuralın özünde tek hedef vardır: Mükemmele varmak.

Hiç düşündünüz mü, ya madde iki boyutlu olsaydı. Yalnızca eni boyu yani. Bir kâğıt ya da TV görüntüsü gibi. Herhalde yürüyemezdik. Yere batar ya da yapışık kalırdık. Batar mıydık? Zira zemin de iki boyutlu olacaktı. Kitap yaprakları gibi üst üste yığılı kalırdık herhalde. Bir varlık, üstümüze çizgi çekse ikiye bölünürdük. En tehlikeli silah da makas olurdu mutlaka. Tuhaf, yabansı anlaşılmaz bir dünya olurdu, ama böyle bir evrene tek göz de yeterli olurdu.

Fantezi ya da hayal bilim bir yana, madde üç boyutlu ve ancak iki göz ve değişik açılardan gelen ışık sayesinde perspektif algılaması oluyor.

Çağımızın en büyük bilgini sayılan Albert Einstein maddeye dördüncü boyutu ekledi: ZAMAN

Her madde, belli bir zaman dilimi içinde vardır. O sürede bilinir görülür. Sonra ise değişime uğrar, nitelik değiştirir. Ben Akay AKTAŞ, bir cisimim. Bedenim, maddem var. Ama 76 yıl önce bu bedenim yoktu. Ve yirmi otuz yıl sonrada olmayacaktır. Bu açıdan maddenin beşinci boyutu olduğunu da savunanlardanım. Bu arada büyük sibernetikçi Toygar AKMAN’I saygıyla anarım. Kendileri dünya bilimine beşinci boyut kavramını kabul
ettirmişlerdir.

Beşinci boyut: DÜŞÜNCE. Madde, özünde harikulade bir yapıya sahip. Bu akıl sır ermez yapı, ille de yaşama geçmek ister. Belli koşullar oluştuğunda hemen canlı hale gelir. Adeta doğum yapar. Bunu ona iten bir dürtü, bir program olsa gerek.

Fakat bu eylem için bir enerjiye ihtiyaç vardır. Hayat zaten dışarıdan enerji sağlayabilmekle olasıdır. Buna, yani enerjiye altıncı boyut diyebiliriz. En azından ben diyorum. Pazar sabahının mahmurluğu içinde bu düşünceler nerden mi aklıma geliyor. Bütün canlıların gözü yoktur. Böceklerin duyargaları, yarasanın kanatları, yunus balıklarının tiz sesi, körlerin parmak uçları ve kulakları, bizim gördüğümüzden daha iyi görür. Bizim anladığımız manada olmasa bile.

Esasen görme dediğimiz olay, ışık spektrumundaki 3800-7500 angström arasındaki titreşimleri, ışık ışınlarını almaktır. Gözümüz bu titreşim dışında kalan, alfa, beta, gamma, röntgen, kızılötesi, morötesi ve kozmik dalgaları algılayamaz. Kedilerin köpeklerin skalası daha geniş olduğundan geceleyin bizim göremediklerimizi görür ya da duyarlar.

İyi ki görme tayfımız sınırlı. Yoksa röntgen ışınlarıyla insanların içini, kemiklerini organlarını görürdük. Örneğin, liseli bir aşık, sevdiği kızı enfraruj ışınlarıyla kıpkırmızı ve iskelet halinde görür ve dolayısıyla da onun için aşkın bir anlamı kalmazdı. Dedim ya: Maddenin evrim süreci iyiye, güzele doğrudur.

İşte ben bu noktada iki gözüm olduğuna hayıflanıyorum. Keşke onlarca, yüzlerce gözüm olsaydı.

Ölmek üzere olan Goethe: “Işık daha fazla ışık”, diye haykırmamış mıydı?

Ya da Cahit Sıtkı TARANCI:
Her mihnet kabulüm yeter ki
Gün eksilmesin penceremden,
derken bu duyguları paylaşmamış mıydı?

Ben ise, usta DAĞLARCA’ya daha çok hak veriyorum:
GÖRMEYECEĞİM GÜZELLİĞİNİ İŞTE
İKİ GÖZ YETMEZ Kİ.

Reklam

Yorumlar

  1. Ali Baysal.A.Ali Bilgen dedi ki:

    Uygarlık düzeyine bağlı olarak boyutlar artacak sanırım dostum.

    1. Akay AKTAŞ dedi ki:

      Şimdiden 8-12 boyuttan söz ediliyor.Fazla teknik konular olduğu için oraya kadar geenişletmedim.Teşekkür ederim.

  2. Asım KESER dedi ki:

    Hocam, bu defa İdirmava söğüt altı kahve ahalisi hemşehrilerimizin ziyadesiyle hemdem olduğu(!) hayli derin/deruni eksene peşrev çekmiş ve şu evrendeki görkemli güzellikleri bihakkın görüp gözetecek Gözleriniz/miz olmadığına hayıflanmışsınız. Edebi/kültürel donanımızı, bu zor zahmet yoldaki gayretiniz gören/bilen nice can dan, İz’inizde bir talebeniz olarak, cümle güzelliğe aşina, zevk i selim sahibi o güzel yüreğiniz..Hayatımıza hayat olabilecek hiçbir güzelliğe kayıtsız kalmayan o kuşatıcı Gönlünüzle; ruhucanımızı incelten, yaşamı yaşanılır keyifli kılan mihriban şirin her bir şey siz Gönül Ehli has Can lara ayandı ki…ondandı ki hemen her durumda illa akıl, rasyonalite diye dayatanlara bozkırın tezenesinde tüten o kara kuru cisminin altında, sera dan Süreyya ya/Leyla dan Mevla ya devasa bir düşünce/tefekkür alemini taşıyan Neşet Usta, asırların uygarlık birikiminden derlediği kadim Anadolu ruhaniyetiyle ” Aklın aklı/Gözün gözü olsaydı adı Gönül olurdu, Gönül”…derken belki de bu gözden öte kuşatıcılığa, 18 bin Alemi yekpare görüp gözeten bu Tanrısal ihata mertebesine …Tasavvufi öğretideki kesretten Vahdete/çokluktan tekliğe varan o görkemli nazara dikkat çekiyordu…Elbette, GöreNe, köreNe?…

    Hocam, tabii ne Sürmeli Çukurundaki söğüt altı kahve ahalisi hemşehrilerimizin ne de memleket ahalisi yurttaşımızın vecinde olmadığı o muazzam eksene dikkat çeken makalenizi mübarek Pazar günü keyfiyle okurken, köyümüzün emektar Naxırçısı rehmettih beynava/belengaz Nadır kişiyi de andık, ailecek…Rahmetlinin rutinin dışında iştigal eden kişiler, benzer durumlara dair söylediği o şirin ifade ile, “İlişmeyin ay gadasını aldıxlarım..Valla yeri bıraxıp göynen elleşir..” kelamını da bıyık altı tebessümle yad ettik. Özünde biraz da netameli bir alandı bu; alelade okumalarla varılacak bir menzil değildi…
    Bu yazınız, biraz da fizik fizik ötesi alanda hayli derin kapsamlı okumalarıyla temayüz etmiş olan Üstad Mücahit Beye, adeta 18/’in eşiğinde meşin yuvarlağı bekleyen stopere/Üstada hoşça bir asist olmuş. Malum, bu alanda zaman zaman sütununa da yansıyan oldukça kapsamlı deruni okumaları/yazmalarıyla keyifle takip ettiğimiz Can’dı, Üstad.

    Kaleminize…Gönlünüze huzur bereket Hocam…selam hürmet niyazla…

Yorum Yaz

Yukarı Çık