MERKEZ CAMİSİ ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE İL MÜFTÜSÜNÜN DİKKATİNE

1 yıl önce
426 kez görüntülendi

MERKEZ CAMİSİ ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE  İL MÜFTÜSÜNÜN DİKKATİNE

MERKEZ CAMİSİ ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE

İL MÜFTÜSÜNÜN DİKKATİNE

30/05/2021

                                              (  Cuma günü ibadete açılan Taksim Camisi ve iki minaresi)

            Bu deyim pespaye giyimler ya da manzaralar için kullanılır. Bölümlerin birbiriyle uyuşmazlığını anlatır.

         Bakarsın adam üste kot, mont giymiş. İçine ciddi bir gömlek ve altına kumaş pantolon. Ya da tersi.

         Güzel bir parkın orta yerine, ucube zevksiz bir heykel. Hem görüntüyü sabote etmiş hem göz zevkini.

         Merkez camisinin yerinde eskiden Ermeni kilisesi vardı. Güzel bir tarihi anıtmış.

         Onu yıktık yerine(1952) Erhacı sarıtaşından o günün koşullarında hoş görünümlü bir cami yaptık. İhtiyaca da cevap veriyordu.

         Sonra o camiyi de yıkıp yerine bir cami yaptık ki evlere şenlik. Zevksiz, ruhsuz ve bir caminin, olması gereken niteliklerinden çok uzak.

         Caminin proje aşamasında şiddetle karşı çıktım. Nurettin Aras o günlerde belediye başkanı idi. Tazyikte bulundum. Cami yapımını engelleyen bir başkan derler bana dedi ve mahalle baskısının etkisinde kalarak ruhsatı verdi. Ben yılmadım. Yazmaya, itiraz etmeye devam ettim.

         Şehrin en merkezi yerinde böylesine devasa bir cami yapılmamalıydı.

         Trafik tıkanacak.

         Şehrin silueti görüntüsü kapanacak.

         Dahası, abdesthanesi, otoparkı, insan parkı olamayacak.

         Gasılhane, imarethane, kütüphanesi olamayacak.

         Cami bir külliyedir. Bu ve benzeri eklentileri olmalı diye feryat ettim. Dinletemedim. Hatta bana “Sen ki cami ehli değilsin, sana ne” dediler.

         Doğrudur ben cami ehli değilim ama köylü hiç değilim. Ben kentsoylu zarafetten, estetikten, görünümden, güzellikten anlayan şehrin ne olduğunu bilen v e Iğdır’ı seven biriyim.

         Zevkten şehircilikten mimariden anlamayan o kafa geldi camiyi yaptı. Karşı çıkması gereken Belediye, Mimarlar Odası filan seslerini çıkarmadılar.

         Şimdi şehrin bir tarafından diğer tarafını göremezsiniz. Dev bir heyula gibi şehrin orta yerinde.

         Altında ticari amaçlı dükkanlar olduğu için olması gerekenden 5-6 metre daha yüksek yapıldı.

         Ve hiçbir eklentisi küllüye-kampus parçaları yok.

         Oysa o cami en az beş dekarlık bir arazi üzerine, dediğim yan unsurlar da eklenerek yapılsaydı çok daha iyi olmaz mıydı?

         Böyle zevksiz, kullanışsız, mimariden, şehircilik kültüründen uzak bir cami yapıldı diye insanlarımızın dini daha mı kuvvetlendi. İmanları mı pekişti.

         Günümüzden bin sene önce yapılan Erzurum-Sivas Çifte minarelerine, Bursa Yeşil Camisine, İstanbul Sultanahmet Camisine, Edirne Selimiye Camisine bir bakın. Zarafetin, estetiğin, iman ve inanç ruhunun kralını görürsünüz. Huşu içinde temaşa edersiniz.

         Ya Iğdır’dakine bir bakın.

         Ve hele neden dört minareli yapıldı. Maliyet yükselsin, rant artsın diye mi. Cahillikten mi, bilgisizlikten mi anlayamadım. İstanbul Taksim Camisi iki minareli iken. Fakat Iğdır Camisi dört minareli. Altta dükkanlar, mağazalar, kahveler var.

Yani tam anlamıyla ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞEŞHANE.

 Günümüzde minarenin bir cami tezyinatı olmasından öte bir işlevi anlamı yok.   Ama bunu bilmeyen zihniyete nasıl anlatırız.

         Minare fakültede benim tezimdi. Sanat Tarihi hocam bana kasten verdiydi böylesine bir tezi.

         İslamiyet’in ilk yıllarında minare yoktur. Yüksek bir yere çıkılarak ezan okunur ve ahali namaza davet edilirdi. İslamiyet’in genişlemesi ve devletleşmenin ardından 150 yıl sonra cami ve yanında minare yapımına başlanmıştır. Daha önceleri doğal olarak minare yoktu yani.

         Minarenin esbap-ı mucibesi sesin uzaklara gitmesi ve ezanın kitlelerce duyulmasını temin içindir. Şimdi teknoloji bu sorunu kökünden çözmüştür. Hoparlör ile ezan duyurusu uzaklara gidiyor. Dahası herkesin elinde, evinde saat ver. Bilgisayar var telefon var. Yani vakti bilmeme sıkıntısı yok.

         Ama o köylü kafa, o bencil, zevkten yoksun yobaz kafa, hoparlörü sonuna kadar açıyor. İnsanın kulağını tırmalıyor. Dairede çalışanlar varmış. Hasta varmış. Öğrenci okul varmış ne umurunda o müezzin efendinin. Aklı sıra milleti namaza çağırıyor.

         Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda birkaç genelgesi var. Cami hoparlörlerinin sesini fazla açmayın diye.

         Ezan nefis bir melodidir. Onun okunduğu zamana atfedilmiş makamları vardır. Ama bizim müezzin takıyor CD yi ya da kaseti. Açıyor sesi sonuna kadar. İnim inim şehri inletiyor.

         Bu softa zihniyet şimdi bu yazımdan benim ezana karşı olduğum anlamını çıkaracak. Ben ezanın usulüne, makamına uygun olarak kulaklara hoş gelecek bir volüm ve makam ile okunmasını diliyorum sadece.

         Bu nedenle de İl Müftüsünün dikkatine sunuyorum bu yazıyı.

         Tabii Sayın Vali’nin de.

 

EZANIN OKUNDUĞU MAKAMLAR

Eski İstanbul geleneğine göre “makamlarla terapi” dikkate alınarak, ezanın okunuşundaki icra tarzı ve Türkiye’de tatbik edilen makamlar şunlardır.

 

Sabah ezanı: Saba makamı. Öğle ezanı: Rast makamı. İkindi ezanı:

 

Hicaz makamı.
Akşam ezanı: Segâh ve nadiren evic ve rast makamları. Yatsı ezanı: Uşşak ve hicaz veya nadiren rast makamları ile okunur. Cenazeler için ve Cuma öncesi okunan salâ ise Hüseynî makamda okunur. Şimdi sadece ezanlar için seçilen makamlardaki, Türk sanat musikisi dalında belirlenen etki alanlarını ve özelliklerini, Dr. Recai Yahyaoğlu’ndan ve diğer konu uzmanlarından alalım. Huşû ile dinlenmesi halinde etkili olduğu biliniyor…

 

SABA MAKAMI: Mevlevi tarzı. Şecaat, cesaret, kuvvet, rahatlık ve huzur verir.

Seher vaktinde çok daha etkilidir. Şarkılarda, genel olarak hüznü temsil eder…

Saba makamıyla okunan sabah ezanı, bedenler sımsıcak yataklarda yüce Rabbimizin lütuf ve keremiyle istirahat ederken, yine O’nun cc. emrinin, nağme nağme muhtaç gönüllere akışını sağlar. “Essalat’ü hayr’ün minen nevm” mesajı, işin püf noktasıdır. Yani “namaz uykudan hayırlıdır” uyarısı ile seher vaktinin iç huzurunu, okşarcasına Allaha dostluk köprüsüyle birleştirir. Manevi duyguların püfür püfür estirildiği yüzyıllara şahitlik eder…

 

RAST MAKAMI: Gündüz ve salı günleri etkisi daha fazladır. Soğuk organlar olan kemik, beyin ve yağlara etkilidir. Fazla uyumayı engeller. Düşük nabzın yükselmesine yardımcı olur. Özellikle çocuk bünyesinde nem hâkim olduğu için, oluşan dengesizlikleri düzeltir. Akıl hastalıklarına iyi gelmektedir. Sarı safra bağlantılıdır. Erkek karakter gösterir. Tedavi değeri yüksek olan dört esas makamdan birisidir. Sefa, neşe, iç huzuru ve rahatlık verir. Felç illetine devada yardımcıdır. Başa ve göze etkilidir. Kaslara tesiri vardır. En eski makamlardandır. Farsça “doğru” “dosdoğru” “sağ” ve “gerçek” demektir. Spazmı çözücü özelliği nedeniyle spastik ve otistik hastaların tedavisinde yararlıdır.

 

HİCAZ MAKAMI: Sıcak özellik gösterir. Yatsıdan sabaha kadar olan zamanda etkisi daha fazladır. Kuru-soğuk nedenli hastalıklar için faydalıdır. Kemiklere, beyne ve çocuk hastalıklarına tedavi edici etkisi vardır. Üro-genital sisteme ve böbreklere etki gücü fazladır. Alçakgönüllülük duygusu verir. Düşük nabız atımını yükseltir ve göğüs bölgesi de diğer önemli etki alanıdır. En eski makamlardandır. Adını Hicaz bölgesinden almıştır.

 

SEGAH MAKAMI: Kuşluktan akşama kadar etkilidir. Hararetten meydana gelen şişmanlık, uykusuzluk, yüksek nabız, kalp, ciğer ve kas rahatsızlıklarına faydalıdır. Beyin nöronlarına etkisi vardır. Mistik duygular oluşturur. XIV. Yüzyıldan eskidir.

 

UŞŞAK MAKAMI: Fecirden-kuşluk vaktine kadar ve günbatımından sonra etkisi fazladır. Beyaz balgam, gece ve dişi bağlantılı olup, perşembe günü özellik gösterir. Kalp, ayak rahatsızlıkları, nikriz (damla) ağrılarına faydalıdır. Gülme, sevinç, kuvvet ve kahramanlık duyguları verir. Çocukların bütün organlarını etkileyen kuru ve sıcak yellerde ve büyük erkeklerde görülen ayak ağrılarına faydalıdır. Derin aşk ve mistik duyguların ifade vasıtasıdır. En eski makamlardandır. “Aşıklar” anlamına gelir. Uyku ve istirahat için de faydalıdır, gevşeme hissi verir.

 

HÜSEYNİ MAKAMI: Sabah ve gün ağarırken etkilidir. Sabah- öğle arası etkisi daha fazladır. Bu nedenle öğleden önce salâ’lar, bu makamda okunur… Cumartesi özel günüdür. Güzellik, iyilik, sessizlik, rahatlık verir ve ferahlatıcı özelliği vardır. Karaciğer, kalp, mide ve ruhların iltihabını söndürür ve yok eder. Mide hararetini giderici özelliği vardır. Barış duygusu verir. İç organlara etkilidir. Tabiat ile birleştirir. İçindeki, gizli pentatonik yapı sebebiyle, kendine güven ve kararlılık duygusu verir. Bundan dolayı otistik ve spastik hastalara faydalıdır. En eski makamlardan biridir. Anlamı “küçük sevgili” ve “Hüseyin ile ilgili” demektir.

 

        

 

        

The following two tabs change content below.
Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık