KARA ÇARŞAFTAN DÖPİYES ELBİSEYE ANNEMİN KIYAFET YOLCULUĞU VE MAHSANIN BAŞÖRTÜSÜ

4 ay önce
200 kez görüntülendi

KARA ÇARŞAFTAN DÖPİYES ELBİSEYE ANNEMİN KIYAFET YOLCULUĞU VE MAHSANIN BAŞÖRTÜSÜ

KARA ÇARŞAFTAN DÖPİYES ELBİSEYE ANNEMİN KIYAFET YOLCULUĞU VE MAHSANIN BAŞÖRTÜSÜ

01/10/2022

Köyden Iğdır merkeze taşındığımız günleri hatırlıyorum. Babam ticaretle uğraşıyor, o yüzden taşınmışız. Baharlı mahallesine yerleştik önce. Beş yaşlarında olmalıyım. Köyde siyah çarşaf bürünürdü annem, Iğdır’da da aynı çarşafı bürünmeye devam etti. Siyah, ince kumaştan, bildiğimiz çarşaf. Mahalledeki kadınların tamamına yakını aynı şekilde örtünürdü. Sonra iki ayrı mahallede daha oturduk, annemin kıyafeti yine aynı siyah çarşaftı.

 

On yaşına geldiğimde  yeni satın aldığımız kendi evimize taşındık. Sultanabatlıların mahallesi dersem daha iyi anlatmış olurum eskiyi bilenler için. Şimdi hangi ismi aldı bilmiyorum. Eski su ambarı ile beyazıt caddesi arasında bir yerdeydi.

 

Yeni mahallemize taşındıktan sonra annemin çarşafının rengi ve şekli  değişti. Yeni mahallede de siyah çarşaf bürünenler vardı ancak çoğunlukla beyaz zemin üstüne mavi veya siyah yaprak desenli veya çiçek desenli ince dokunmuş bezden yapılmış çarşaf bürünmeye başladı. Masa örtüsünden daha büyük dik dörtgen şeklinde  bir örtü düşünün, vücudu ve başı örtecek şekilde bürünürdü kadınlar. Bu çarşaf siyah çarşafın daha modern haliydi sanki.

 

Onbeş yaşına geldiğimde babamın ticari işleri nedeniyle Erzurum-Horasan’a taşındık. Bir süre sonra annemin bürünme şekli de değişti. Horasanda siyah çarşaf bürünen kadınlar da vardı ama çoğunluk, pardesü üstüne, ehram denilen   omuzları da kapatacak büyüklükte kalın dokunmuş kahve rengi kumaştan yapılmış örtü ile örtünüyordu. Annem de pardesü üstüne ehram bürünmeye başladı.

 

Yirmi yaşına geldiğimde İstanbul’a taşındık. Annem  ilk zamanlar bürünmeye devam etse de ehramı bıraktı bir süre sonra. Artık sadece pardesü vardı üstünde. Yaz kış hep pardesü giyindi dışarı çıkarken. Elbette baş örtüsü. Baş örtüsü  ayrılmaz parçasıydı zaten.

 

Birkaç yıl sonra, yaz mevsimi gelince artık pardesü yerine iki parçadan oluşan elbise giyinmeye başladı . Giyinme şekli daha da çeşitlendi. Etek üstüne buluz , dar etek ve buna benzer kıyafetler giyiniyordu.

 

Benim düğünümde çekilmiş fotoğraflarda kısa kollu belinde kemer olan bir elbise görülüyor annemin üstünde. Başı açık, saçları kuaförde yapılmış, sivri topuklu ayakkabısı ile  düğünde oynarkenki hali kalmış aklımda.

 

Annemin giyinme şeklindeki değişimi düşünürken doksanlı yıllarda Üniversitelerde yaşanan baş örtüsü kavgası geliyor aklıma. İklim, gelenek, bölgesel ve kültürel alışkanlıklar, inanç, yaşama şekli, çalışılan iş ve buna benzer bir sürü belirleyeni ve etkileyeni olan giyinme şeklini getirip ‘laikliğin gereği’ olarak topluma dayatan yobaz kafaları düşünüyorum. Üniversitedeki öğrencilik yıllarında tek tük de olsa baş örtülü kızlar vardı okulda. O zamanki ‘devrimci’ kavrayışımızla üretim ilişkilerine bağlardık giyinme şeklini. Devrim yolunda problem değildi giyim kuşam.

 

Sonraki yıllarda nasıl olduysa seküler mahalle kendine yeni bir ‘laiklik’ anlayışı icat etti. Bir süre sonra kendi geliştirdiği bu anlayışla Atatürkçülüğü özdeşleştirdi. Buna göre başını örtmek, sakal bırakmak laikliğe aykırıydı. Dolayısıyla Atatürkçülüğe de ters düşerdi.

 

 Sonuç olarak girdiği baş örtüsü kavgasını kaybetti ‘Laik’ kafalar. İş siyasi kavgaya evrilmişti baş örtüsü üzerinden. Kaybeden ; Atatürk’ün arkasına saklanıp  aklı sıra Laikliği savunduğunu iddia eden yobaz kafalar ve profesyonel particiler oldu. Bu kafa şeklinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışan  amatör kalmış seküler sosyolojinin sesi duyulmayan çoğunluğu da onların ateşine yandı.

 

Sosyolog Volkan Ertit ‘Endişeli Muhafazakarlar’ isimli kitabında modernleşme sürecindeki toplumlarda giyim kuşam meselesinin ve değer yargılarının nasıl değiştiğini çok güzel anlatır. Giyim kuşam meselesinin zaman ve mekanla bağını da anlatır.

 

Bütün bunların üstüne İran’da yaşanan baş örtüsü olaylarını görünce üzülüyor insan. Uzun , zorlu, kavgalı ve kanlı bir yol var İran toplumunun önünde. Osmanlı Modernleşmesinin 1808 yılında Sadrazamla Anadolu ve Rumeli ayanı arasında imzalanan Sened-i İttifak ile başladığı kabul edilir. İki yüz küsur yıl sonra geldiğimiz noktaya bakınca ‘Allah yardımcısı İranlıların’ demeden edemiyor insan. 30.09.2022

 

Hayati Demir

The following two tabs change content below.
Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık