KARA ÇARŞAF ÜSTÜNE 2

4 ay önce
137 kez görüntülendi

KARA ÇARŞAF ÜSTÜNE 2

KARA ÇARŞAF ÜSTÜNE 2

08/10/2022

Aslında bu yazıda Akay Hocamın sorusuna cevap arayacaktım. Egemen güçler Öğretmeni mollalara yendirdiler diye yazmıştı Facebooktaki yorumunda. Öğretmenin yenilgisi nasıl oldu, niçin yenildi imama. Bu konu gelecek yazıya kalsın. Geçen yazının devamını yazayım.

Bir önceki yazım biraz eksik kaldı sanki. Bazı ilaveler yapmak istiyorum. Şu kara çarşaf meselesi. Aslında çarşafı bürünen kadınlar onu rengi ile ifade etmiyor. ‘Kara çarşafımı getir’ demiyor mesela. ‘Çarşaf’ diyor sadece. Biz de öyle derdik. Yerel ağızla söylersek ‘Çerço’. Önüne bir sıfat ekleyen bizim mahalle oldu. Yani laik, seküler, kendine cumhuriyetçi ve Atatürkçü diyen kesim. Kara sıfatı biraz da aşağılamak için kullanıldı hep. ‘Kara çarşaf’ ifadesi ile ; gericilik, yobazlık, çağ dışı olmak  ifade edilmeye çalışıldı. Başka sıfatlar da buldu bizimkiler. Kara çarşaf kesmemiş olacak ki ‘Kara Fatmalar’ dendi bir ara siyah çarşaf bürünen kadınlar için.

Her nasılsa bizde siyaset, ülke sorunlarını çözeceğine dair düşüncesini açıklarken laf dönüp dolaşıp kılık kıyafet meselesine, yaşama tarzına, insanların inançlarına veya inançsızlıklarına gelir ve saflar bu başlıklar üzerinden belirlenir. Üzerinde uzlaşılacak temel değerler, örneğin evrensel insan hakları, bağımsız ve tarafsız yargı, kuvvetler ayrılığı, inançlara ve farklılıklara saygı, liyakat ve ehliyet gibi kavramlar üzerinden belirlenmez saflar.  Zaten benim gibi düşünmüyorsan vatan hainisin inancıyla yapıldı siyaset. Bu tarz, gündelik hayatımıza da yansımıştır. Siyasetle uğraşmayanımız da aynı pencereden bakar hayata.

Giyim kuşam meselesi  siyasetin konusu olunca söyleyecek laf bulamayan çapsız siyasetçiler kendilerine oy vermeyeceğini düşündüğü kesimin kılığı kıyafeti üzerinden, yaşama tarzı üzerinden siyaset yapmaya başlayınca beğenmediğini aşağılamak için sıfat bulmak da zor olmuyor.

Bizim mahalle böyle de karşı mahalle farklı mı ? Farklı olmadığı  bir süredir en yetkili ağızlardan duyduğumuz ‘sürtük’ ‘süfli’ gibi niteleme sıfatlarının bolca kullanılmasından belli. Ama benim lafım onlara değil yani karşı mahalleye değil. Lafımı kendi mahalleme söylemek istiyorum. Ülkeyi yönetmeye, yaşanır bir ülke yaratmaya çalışıyorsak kılık kıyafet üzerinden insanları aşağılamaya hakkımız yok.  Bir zamanlar çarşaf, sakal, takke, cüppe gibi kavramlar gericiliğin, daha doğrusu sanayileşmenin ve  teknolojik gelişmeye karşı olmanın sembolü gibi algılandı. Sanki bizim mahalle çip üretti de şu sarıklılar elimizden alıp kırdı. Ya da bir yazılım programı geliştirdik de yobaz dediğimiz insanlar  engelledi üretime geçmemizi.

‘Bizim mahalle demokrasiden yanadır’ lafı da boşa söylenmiş bir sözdür. Son yirmi yılı eleştiriyoruz ya, ilk darbemiz olan 1960 darbesinden 1980 darbesine kadar geçen yirmi yılda ülkenin Cumhurbaşkanları kimdi biliyor musunuz. Gençler kitaba bakmadan cevap veremez, benim yaşımdakiler ezbere bilir isimlerini. Ama derdim isimleri değil meslekleriyle ilgili. Darbeden sonraki ilk Cumhurbaşkanımız Orgeneral Cemal Gürsel idi. Darbenin başındaki adam yani. Ondan sonraki Orgeneraldi : Cevdet Sunay . Genelkurmay Başkanı iken seçildi. Meclis seçti yani. Ondan sonraki Fahri Korutürk : Emekli Oramiral’di.   Süresi dolunca meclis bir türlü yeni  Cumhurbaşkanını seçemedi. Seksen darbesinin sebeplerinden biri olarak açıklamıştı darbeciler bu durumu. Yanlış hatırlamıyorsam yüz beş tur yapılmış ama seçilememişti Cumhurbaşkanı. İki aday vardı yarışan. Adalet Partisinin adayı Eski Dış İşleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil,  Cumhuriyet Halk partisinin adayı Muhsin Batur’du. Kimdi Muhsin Batur ? 12 Mart Muhtırasını veren beş generalden biri, Emekli Hava Kuvvetleri Komutanıydı.

Sağcı AP sivil aday gösterirken, solcu CHP  muhtıracı generallerden birini aday göstermişti. CHP’nin başında da Ecevit vardı üstelik. 1980 darbesinden sonraki ilk Cumhurbaşkanımız yine darbenin başıydı : Orgeneral Kenan Evren.

Laik, Atatürkçü, Çağdaş, Cumhuriyetçi partimiz yenemediği Demokrat Partinin askerler tarafından devrilmesini bırakın karşı çıkmayı alkışlayarak karşılamıştı. Siyasette yenemediği rakibini askerden güç alarak yenmeye çalıştı hep bizim mahalle. Askerin siyasete müdahil olması işimize geliyorsa sesimiz çıkmadı, canımız yandığında yükselttik sesimizi. Adnan Menderes’i asarken hiç itiraz etmedik ama Deniz Gezmiş’i astığında aklımız başımıza geldi. Geldi diyorum ama gelmemiş olmalı ki sonraki yıllarda asker, rakibimize posta koyduğunda askerin yanında olduk. Nede olsa asker laik, seküler, Atatürkçü, karşısındaki de islamcı, dinci yobaz.

Başörtüsü meselesinde de kavgayı askerler başlattı. Askerin sivil kesimdeki iz düşümü de askere hak verdi. Hatırlardadır , Başbakan Erdoğan eşini almış askeri hastanede yatan Nejat Uygur’a ‘geçmiş olsun’a gidecek. Ancak Emine Erdoğan hastaneye giremiyor. Niye ? Çünkü askeri tesislere başörtüsü ile girilmez.

Ama nasıl oluyorsa bu gericilerle seçime giriyorsun onlar senden çok oy alıp ülkeyi yönetiyor sen de bir türlü milletin güvenini kazanıp oyunu alamıyorsun. Nasıl açıklayacağız durumu. Açıklaması oldu elbette. Bizim mahallenin kalemşorları açıklamıştı bir ara : Göbeğini kaşıyan, bidon kafa, cahil halk yüzünden kazanmıştı gericiler.

Yani demem o ki ; biz çağdaşlık, laiklik, cumhuriyet falan derken aklımıza nedense milletin üstü başı, kılık kıyafeti, saçı sakalı geliyor. Çağdaşlığı kılık kıyafet üzerinden anlamaya itiraz ediyorum, itirazım buna. Senin gibi giyinmeyeni alçaltıcı sıfatlarla nitelemek yanlış diyorum. Başörtüsüne kızan biri ile başını örtmeyen birine kızan birinin arasında ne fark var. Bizim mahalle başını örtenlere kızıyor İran’dakiler de başını örtmeyene. İran’daki devrim muhafızlarına ‘ Kadının başını açmasına niye karışıyorsun’ diyebilmek için bizim mahalledekilere de ‘ Kadının başını örtmesine niye karışıyorsun’ diyebilmemiz lazım. Yoksa İran’daki yobazlara kız kendi yobazına hak ver. Bu tutarlı bir tavır olmaz. Demokrat bir tavır olmaz en azından.

Son olarak emekli Genelkurmay Başkanlarından İlker Başbuğ’un bir televizyon programında söylediklerini aktarıp bitireyim yazıyı. Sözler kendisine ait :

‘ Bizim de hatalarımız oldu… Oğlu şehit olan başörtülü annenin elini öpmeye gittik, ama başı örtülü diye oğlunun yemin törenine almadık anneleri’

 

 

The following two tabs change content below.
Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık