HAYATİ DEMİR: Geç kalmış bir 27 Mayıs yazısı

1 ay önce
198 kez görüntülendi

HAYATİ DEMİR: Geç kalmış bir 27 Mayıs yazısı

Geç kalmış bir 27 Mayıs yazısı

11/06/2022

Elektronik posta adresimde   birkaç gün sorun yaşayınca yazıyı  gönderemedim, bu nedenle gününde yayınlanamadı seneye de kalsın istemedim. Affola.

Benim kuşağım ilk okuldan üniversiteye kadar 27 Mayıs’ı bayram olarak kutladı. Adı ; Anayasa ve Hürriyet Bayramı’ydı yanlış hatırlamıyorsam. 27 Mayıs 1960 tarihinde askerler darbe yapmış, o günü de bayram ilan etmişti. Yirmi yıl sonra askerler bir daha darbe yapmış bu sefer darbeciler 27 Mayıs’ı bayram olmaktan çıkarmıştı.

İzleyen yıllarda 27 Mayıs darbecilerinin astığı Başbakan ve iki Bakanın cenazeleri İmralı adasından alınarak İstanbul’da yapılan anıt mezara nakledildi.

Türkiye bir ayıbından kurtulmaya çalıştı ama anlaşılan o ki darbecileri haklı gören bir damar hep var oldu. Bu düşünceye göre Adnan Menderes ve Demokrat Parti ülkeyi çok kötü yönetti. Yine bu düşünce, Askerleri bu memleketin asıl sahibi saydı. Memleket kötü yönetiliyorsa memleketin asıl sahibi de yönetimi ele alacaktı elbette. Bu düşünce yapısı pek değişmemiş anlaşılan.

Cumhuriyet gazetesinde 27 Mayısı değerlendiren bir köşe yazısını okumasam bu kafaların değişmiş olduğuna inanacağım belki . İnanılmaz bir mantıkla şöyle izah etmiş darbeyi: ‘…. 27 Mayıs sabahı Türkiye’de demokrasiye karşı darbe olmadı. Olamazdı da. 27 Mayıs sabahı Türkiye’de demokrasi yoktu ki ona karşı darbe yapılabilsin…’ 

Halkın seçtiği insanlar ülkeyi yönetmiyormuş, darbeyle devirdikleri üç kişiyi bunlar ipe çekmemiş, ülke bu sayede darbeler muhtıralar sürecine girmemiş, darbeler ülkenin siyasi hafızasını yok etmemiş gibi yazmış adam.

Bu kafalar daha dün sayılacak bir tarihte ‘Cumhuriyet Mitingleri’ adı altında askeri göreve çağırdıklarını da unutmuşlar. Daha doğrusu göreve çağırabileceği asker olsa yine çağıracak ama gel gör ki o kafada asker kalmadı ya da ortam uygun olmadığı için çağırmaya cesaret edemiyorlar.

Aynı gazetenin bir başka yazarının da 12 Mart 1971 de verilen muhtıra mecliste okunurken o günün Başbakanı Süleyman Demirel’in terleyen kafasını mendille nasıl sildiğini dalga geçer gibi anlattığı yazıyı hatırladım. Kafası demiyordu ‘ … terleyen tepesini mendille siliyordu…’ İfade buydu.

Esasında milletçe oturup bir karar vermemiz gerek. Seçimle gelen iktidarın ülkeyi iyi yönetemediğine kim karar verecek ? Millet mi, yoksa askerler mi ? İktidarlar seçimle mi gelip gidecek yoksa ülkenin silahlı gücü mü karar verecek ülkeyi kimin yöneteceğine ?

Ülkenin iyi veya kötü yönetildiğine askerler karar verecekse seçim yapmanın ne anlamı var , niye seçim yapıyoruz o zaman. Kendisini Atatürkçü , Cumhuriyetçi, aydın sayan çok sayıda kişinin darbeler konusunda şöyle düşündüğünü yazıp çizdiklerinden hatırlıyoruz. ‘ Askerler ne yapsın, baktılar memleket elden gidiyor darbe yaptılar. İşleri yoluna koyduktan sonra da seçim yapıp yönetimi sivillere devrettiler. Daha ne yapsaydılar…’ Şunu da hatırlatmak gerek bu düşünce darbeye darbe demedi zaten. Onlara göre ya ‘Devrim’di, yada ‘inkilap’.

Onca darbe, muhtıra, darbeye teşebbüsten sonra askeri darbelerin ülkeye fayda getirmediğine ikna olmamış, okumuş yazmış insanımız var halen.  Belki de kolayımıza geliyor böylesi.. Demokrasi denilen şey epey külfetli iş. Kapı kapı dolaşacaksın, ülkenin niçin iyi yönetilmediğini anlatacaksın, daha iyi yöneteceğine ikna edeceksin halkı. Ama zor iş . Kim uğraşacak. Yaparsın darbeyi sallandırırsın birkaç kişiyi. Ortalık düzelir memleket düzene girer. Yaptığın şeyin adını da darbe değil ‘Devrim’ veya ‘İnkılap’ koyarsın , karşı çıkanları da ‘gerici’ ‘yobaz’ ‘mürteci’ gibi sıfatlarla suçladın mı tamamdır.

Anlaşılan o ki benim kuşağım darbeye darbe denildiğini duyamadan gidecek. Umarım  çocuklarımız duyar.

 

Aşağıdaki iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirir.

Konuk YAZAR

Konuk YAZARTarafından gönderilen en son gönderiler

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık