EKREM ESKİYE ÖZLEM DEĞİL SENİN Kİ

2 yıl önce
729 kez görüntülendi

EKREM ESKİYE ÖZLEM DEĞİL SENİN Kİ

03/08/2020

 EKREM ESKİYE ÖZLEM DEĞİL SENİN Kİ 

          Ekrem Baydar Yeşil Iğdır’daki köşe yazısında ESKİYE ÖZLEMİM VAR diye haykırıyor.

          Yazı teknik olarak güzelden öte. duygu ve gözlemlerini de pek şiirsel anlatmış.Kendine özgü somut düşler ile.

          Ama içeriğine katılmam asla mümkün değil. Şöyle ki:

          Eskiyi özlerken aslında köylülüğü, ilkelliği, geçmişin kaba saba, iptidai hayatını resmediyor.

          Kuşları, böcekleri, tarımsal doğal ürünlerimizi anlatıyor. Burada kalmayıp o hayata dönmeyi ya da o hayatı günümüze getirmeyi hayal ediyor.

          Bir kere diyalektiğin, devinimin, gelişimin en doğal, en temel ve asla şaşmaz, değişmek kurallarına itiraz ediyor.

          Nasıl ki aynı suda iki kez yıkanılmıyorsa,

          Nasıl ki güneş doğudan merhaba diyorsa,

          Nasıl ki dünya dönüyor, güneş hareket ediyorsa

          Nasıl ki sınıfsal yapı, üretim araçlarını  bir üste ileriye doğru tetikliyorsa,

          Nasıl ki kâr kazanç peşinde koşan kapitalizm-sermaye yeni ürünler piyasaya sürüyorsa

          Bunları uzatmak ve örneklemeyi çoğaltmak olası.

          Ekrem’in sol tandanslı birisi olarak kaçırdığı, ya da nostaljik yazısında gözardı ettiği gerçeklik bu işte.

          Ve bütün romantik solcuların hastalığı.Lenin KOMÜNİZMİN ÇOCUKLUK HASTALIĞI diye adlandırdığı bakış açısı.

          Teknolojiye karşı gelişmeyi,fabrikalaşmayı dolayısıyla proletaryanın güçlenmesi yerine,sabanı,tarımı tevekküle boyun eğen köylüyü savunmak.1968’de Karakurt Deresi yolu açılıyordu.Solcu arkadaşlar karşı çıkıyorlardı.Halkımızın ürünlerini batı illerine ucuz taşıyacaklar.Sanki ürünler Iğdır’da kalsa,kapalı ekonomi olsa daya iyi olacaktı köylü için.

          O betimlediği Iğdır’ı ben Ekrem den daha iyi bilir ve hatırlarım.Zira yaşım ondan büyük.Ve merkezde doğup büyümüşüm.

          Ark suyunu içerdik.

          Ailecek bir kaptan yemek yerdik.

          Haftada bir ancak evdeki teşt (büyük leğen) içinde yıkanırdık

          Kara lastik giyerdik.Gislaved galoş alabilmek lükstü.

          Pantolonlarımız,çoraplarımız yamalı idi.

          Sobada tezek yakardık.Koyun tezeği bulup yakan zenginden sayılırdı.

          Şimdiki meyve ve sebzeleri ancak yazın kendi bahçemizde üretirsek görürdük.Şimdi dört mevsim.

          Bit baş edilemeyen bir illet idi.

          Ya sıtma,kızdırma,ince hastalık -verem kırar geçirirdi toplumu.

          Bir pratisyen hükümet tabibi olurdu.Ona da her zaman ve herkes gidemez, anadan atadan kalkma ilaçlar ile tedavi edilinmeye çalışılırdı.

          Bu nedenle de ölüm oranı çok yüksekti.

          Kars vilayetimize ancak bir günde gidilirdi.

          Radyo bizim ki gibi sosyetik ve varlıklı bir kaç ailede vardı.

          Elektrik ha keza.Gaz lambası ışığında oturulurdu.

          1984 yılına kadar şehirler arası telefon görüşmesi bir kâbus idi.

          Taksi yoktu.Ulaşım Wabis-Leylan-Austin gibi canavara benzeyen arabalar ile olurdu.Ve bir işkence idi.Kışın dizlerimize battaniye sararak Kars’a okumaya giderdik.

          En lüks evler iki otağ bir dalandı.5-10 kişi bir oda da yer yataklarında yatardı.

          Yol yoktu.Olanda şose toprak idi.

          1952 yılında açılan sinema tek eğlencemiz idi.Ona da herkes gidemezdi ki.

          Ceberrut devletin memuru, polisi halkın anasını ağlatırdı.Gık çıkartamazdı kimse.(Hoş şimdi de öyle oldu ya)

          Evde babadan,sokakta mahallenin ağbisinden, okulda öğretmenden okkalı dayak yemek en rutin ceza yöntemiydi.

          Ölüm yaş ortalaması 50-55 idi.

          Liseyi bile gurbette okuduk.Ne ki fakülteyi.

          Senin özlem dediğin şey yokluk,yoksulluk.İlkellik.Çağdışı yaşam.

          Sevgi,saygı vardı diyeceksin.Dürüstlük vardı,Ahlak vardı diyeceksin.

          Ona da rezervim vardır.

          Çocuk yaşta kız evliliğimi ahlaki idi. Ölen kardeşin eşini ya da baldız ile evlenmek mi ahlaki idi.Kuma getirmek mi.(Eh bu konuda eskiye özlem kalmadı hep hayata geçti ya)

          Evin büyük oğluna özel statü vermek mi?Kız çocuğunu evlattan saymamak mı?

          Senin özlemin, yaşının geçmesinin getirdiği zafiyet duygularıdır.Zaten bunu da net biçimde yazmışsın,

          Çok mu özlüyor ve istiyorsun o yaşamı.

          Televizyonunu,cep telefonunu,buzdolabını,çamaşır makinesini koltukları filan götür fakir fukaraya ver.

          Arabanı sat.Kaloriferini iptal et.

          Gel evde sade, doğal ortamda yaşa.

          Bağrın çatlar be azizim.Ve zaten hemen eşin seni kapının önüne koyar.

          Denemesi parayla değil ki.

The following two tabs change content below.
Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Yukarı Çık