DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ YUNANİSTAN DEĞİLDİR

2 ay önce
76 kez görüntülendi

DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ YUNANİSTAN DEĞİLDİR

17/02/2021

Modern batının genel kültüründe en derine kök salan yerleşik

fikirlerden biri Yunanların demokrasiyi icat ettikleridir. Sözcüğün,

demos (halk) ve kratos (iktidar) köklerinden üretilmesi bir yana,

bundan daha yanlış bir şey yoktur. Hatırlatmak gerekirse, bu

sözcük gayet geç bir tarihte, V yüzyılın sonlarında ortaya çıktı.

Öncelikle, o devirde Yunanistan, millî kimlik anlamında va­

rolmuş değildi. Ellada bağımsız bölgeler olan Trakya, Halkidiki,

Adalar, İyonya ve Kaıya arasında paylaşılmıştı. Orada nüfusu 10 bin

vatandaşı geçmeyen şehir devletleri yükseliyordu: Atina, Tebaai,

Megara, Argos, Sparta, Amphipolis ve bugünkü Türkiye kıyıla­

rında yer alan Sestos, Klazomenai, Efes, Milet… Bazen bu şehir

devletleri arasında işbirlikleri oluyordu, ancak Atina ve Sparta

örneğinde olduğu gibi, anlaşmazlıklar onları sık sık karşı karşıya

getiriyordu. Atina demokrasinin taslağım çizdiğinde Sparta bir

krallık olarak kaldı.

Etnoloji ve arkeoloji gösterdi ki doğrudan demokrasi, yani

karar alma hakkının çoğunluk yasasına göre bütün vatandaşlar

tarafından kullanıldığı yönetim biçimi, dünyanın başka birçok

bölgesinde klanlar konseyi biçimiyle yüzyıllardan beri uygulanı­

yordu. Temsili demokrasi ayrıca kabileler konseyi biçiminde de

vardı ve bunların bir başkan seçmeleri gerekiyordu.

Demokrasi Atina’da hemen kök salmadı ve Romalılar tara­

fından fethine kadar şehir oligarşi ile demokrasi arasında gidip

geldi. Atmalıların düşündükleri biçimiyle demokrasi, modern

çağda bu isimle anladığımız rejimle hiçbir biçimde kıyaslana-

ınaz: Öncelikle Atina’da demokrasi, vatandaş olarak görülmeyen

bazı toplulukları dışlıyordu, örneğin köleler ve denizciler gibi.

I latta yalnızca toplumsal görevlerden muaf vatandaşlar şehrin

işleriyle meşgul olabildiklerinden, kölelik demokrasiyi meydana

getiren unsurlardan sayılırdı. Ayrıca demokrasi kuvvetlerin ay­

rılığını tanımıyordu ve aynı yargı görevlisi hem yargıç hem de

yasa koyucu olabilirdi.

Perikles’e kadar demokrasi aslında en zengin vatandaşlar

tarafından yönetilmişti; bu, Solon’un anayasasının mirasıydı (MÖ

VII.-VI. yüzyıllar). Perikles en fakirlerin de şehir hayatına katıla­

bilmeleri için ödenek sağlayan bir vergi koyduğunda, Atina’nın

demokrasi kavramına uymayan bu icada karşı eleştiri okları yağdı.

Nihayet, III. yüzyılda, Aristoteles, kendi döneminde şehrin

sorumlularının seçilme yöntemini “fazla çocukça” bulur (Politika,

lf); seçimin, yaşlı üyelerin seçiminde olduğu gibi alkışlarla ya da

kuş falına baktıktan sonra kura çekimiyle yapılıp yapılmadığını

bilmiyoruz. Plutharkos oyları saymakla görevlendirilenlerin “bir

binaya kapatılarak alkışların yoğunluğunu tahmin etmeye çalış­

tıklarını” (Lykurgos) anlatıyor. Her koşulda, seçim oy verilerek

yapılmıyordu.

Dolayısıyla, demokrasinin icadını “Yunanlara” mal etmek yan­

lıştır. Bu terim çürümüş yemeklere sarılan bir ambalajdır; tıpkı

Sovyetlerin arka bahçelerinde George Onvell’in “newspeak”inin6

(1984) karanlık kehanetleri ile ütopya fanatiklerinin fantezilerini

gerçekleştiren, halkla da demokrasiyle de ilgili olmayan şu “halk

demokrasileri” örneğinde olduğu gibi.

5622-4000_Yiilliq_Tarixi_Aldatmacalar-Gerald_Messadie-Sonat_Ece_Qaya-2000-400s

Eskiden Türklerde devlet ve boy işlerinin görüşülüp karara bağlandığı Beyler ve ileri gelenlerin katıldığı kurultaylar,toylar demokrasinin temelleri değil midir.Kürtlerde yapılan reisleri aksakallıların katıldığı meclisler demokrasinin en saf, en temiz uygulamaları değil midir.Bu güzel gelenekler İslamiyet’e geçişle ağır ağır yok olmuştur.

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık