BENİM DE ORUÇ TUTMUŞLUĞUM, CAMİYE GİTMİŞLİĞİM VARDIR

3 hafta önce
160 kez görüntülendi

BENİM DE ORUÇ TUTMUŞLUĞUM, CAMİYE GİTMİŞLİĞİM VARDIR

18/04/2021

BENİM DE ORUÇ TUTMUŞLUĞUM, CAMİYE GİTMİŞLİĞİM VARDIR

         İnanmayacaksınız ama ben de bir iki gün oruç tutmuşumdur. Ancak oruç cami konusunda beni etkileyen birkaç anımı yazarsam daha iyi anlaşılır.

         Babamın din ile diyanet ile ilgisi yoktu. Ramazan ayının son günü bir gün oruç tutardı ki bayrama katılmasının bir anlamı olsun. Babası, yani büyük babam Ahunt olmasına rağmen babam din dışı bir dünya görüşüne sahipti.

         Ergenliğimin ilk yılları idi. Annemin ricasıyla komşumuzun aile reisi, beni Iğdırmava camisine götürdü.

         Namaz filan bilmediğimden arka taraflarda, birkaç devre arkadaşımla oturdum. Minberdeki mollaya cemaatten birisi 2.5 liralık banknot gönderdi. Hoca onun ölmüşlerine dua etti. Bir diğeri on lira gönderdi. Hoca upuzun dua okudu.

         Eh, duaların uzunluğu, parayla olduğuna ve günah denen suçların affolunması buna bağlı olduğuna göre, camiye de gitmenin bir yararı olmaz deyip camiden çıktım. Çıkış o çıkış.

          Yıllar öncesiydi. Şii camilerinin diyanete bağlanması gündeme gelmişti.

         Mahallemizin cami hocası camide basına demeç vermek üzere bizleri çağırmıştı. Ben bir de orada camiye girdim. Ama bu giriş tamamen gazeteci oluşumla ilgiliydi..

         Kamera ve flaşlar hocaya yöneltilince ben gür sesle çıkıştım.

         -Yaa arkadaşlar, burada asıl vukuat benim camiye gelmemdir. Beni haber yapmalısınız dedim. Hem gülüştük hem de objektifler bana yöneldi.

         Tuncay Güneş ile bir konu üzerinde taratışmış ve iddiayı kaybetmiştim. İddianın ne üzerine olduğu kazananın isteğine göre olacaktı. Tuncay Hoca’da tutturdu 1 gün oruç tutacaksın. Tuncay Hoca etme, eyleme bana kıyma, dedimse de dinlemedi. Ve tutacaksın dedi.

         Öyle de yaptım. Pek öyle etkilenmedim ama tuhaf bir duyguydu. Yani normal biyolojik ihtiyaçlarını frenliyor, baskı altına alıyorsun. Doğanın yasalarını aşıyorsun.

         Evin önünde akşam güneş batmasına yakın, sabırsızlıkla ezanın okunmasını bekliyorum. Tesadüf bu ya. Mahalle camimizin hocası da oradan geçmez mi. Merhabalaştık.

         -Burada ne bekliyorsun, diye sordu.

         -Seni bekliyorum.

         -Benim seninle ne işim olacak deyince.

         -Ezan okumanı bekliyorum.

         -O niye senin ezanla ne işin var?

         -Bu gün ben de oruç tutmuşum. Onun için senin ezan okumanı bekliyorum.

         -Gülerek şimdi elime düştün. Atama lanet, ben ezan okursam, Gülerek ve başını taaccüple sallayarak gitti ve ezanı saatinden 15 dakika geç okudu. Sırf beni cezalandırmak niyetine. Ama benimle bir mahalleli de cezalanmış oldu. Ezanı benim için 15 dakika erken okuması daha şık bir kıyak olurdu bana göre. Teşvik ve taltif etmek adına yani.

         Nurettin Aras Belediye Başkanı. Makamda oturmuş sohbet ediyoruz. Ramazan ayında olduğumuz için bana:

         -Hocam niye oruç tutmuyorsun dedi.

         Ben ruh disiplinine inanırım. Nefsimi terbiye için, araç olarak namaz, oruç gibi ayinler, disiplinler yerine bilincimle, irademle, nefsimi kontrol ve terbiye ederim diye felsefe yaptım. Oruç tutmam için ısrarcı olunca takıldım ve yevmiyemi verirsen senin için oruç tutarım dedim. Demez olaydım. 50 dolar çıkardı masanın üzerine koydu. Nahcivanlı yevmiyesi üzerinden dört gün oruç tutmalısın deyince itiraz ettim. Benim günlüğümün Nahcivaanlı’dan değerli olması gerektiğini filan dedim. Velhasıl 50 dolara iki gün oruç tutma konusunda mutabakata vardık.

         O parayla süt, manda kaymağı (khama) aldım. Hanıma durumu anlattım. Hem şaşırdı hem de sevindi. İki gün de olsa ona arkadaşlık edecektim.

         Sütlü, üzümlü, çekme pişirttim. Kaymak yedim ve pek nizami orucumu tuttum. İkinci gün Başkan Nurettin Aras iftara bize geleceğini haber saldı. Elbette kabul ettim. Etmez olaydım. Bir ordu ile eve geldi. Sırf gıcık etmek için. Verdiği 50 doların iki üç katı yemek yediler. Yani ben zarara girdim

         İftar sonrası sohbet ederken, bana başkan sordu  “Niyet ettin mi” diye. Ben de evet dedim. Nasıl niyet ettiğimi sordu.

         -Tanrım sana ayandır. Ben oruç tutmuyorum. Başkanın verdiği para üzerine onun adına oruç tutacağım. Onun hanesine yazasın diye hassaten söyledim. Bu seferde olur mu olmaz mı tartışması başladı. Merhum Şıh Ziyattin ağaya telefon açıp durumu izah edip, sorduk.

         -Kimsenin tuttuğu oruç başkasının hanesine yazılmaz. Oruç Akay Hoca’nındır. Bedenen o sıkıntı çekiyor. Ancak Nurettin Başkan’da böyle hayırlı bir işe vesile olduğu için büyük sevap kazanmıştır, dedi.

         Bense siyah beyaz Türk filmlerinin şaşmaz repliğini mırıldandım. Hani pavyonlar kralı, gazinosunda namusu (!) ile çalışan bar kızı ile, zorla evlenir. Gerdeğe girecekleri sırasında kadın şöyle der:

         -Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla! Ondan esinlenerek ben de

         -Midemi satın alabilirsiniz ama düşüncemi asla.!

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık