AŞKA- SEVGİYE- SANATA DAİR ÇILGINLIKLAR

7 ay önce
371 kez görüntülendi

AŞKA- SEVGİYE- SANATA DAİR ÇILGINLIKLAR

AŞKA- SEVGİYE- SANATA DAİR ÇILGINLIKLAR 

YIL 1967 OCAK FİTAŞ SİNEMASI

Ü.Yaşar Oğuzcan 25.SANAT JÜBİLESİ

İstanbul Erbi Çatal Kaşık Fabrikasında işçiyim. Fabrika Taşlıtarla’da. O yıllar İstanbul’un kenar, gecekondu bölgesi.

Cumartesi öğle 13 e kadar çalışıyoruz. Sonra haftalığımı aldığım gibi kendimi Yenikapı balıkçılarına atıyorum. Hem kimi arkadaşları görmek hem de bir lüfer ve yanında Buzbağı içerek haftanın yorgunluğunu atmak.

Ama bu hafta sonu farklı. Ocak 18 de Ümit Yaşar Oğuzcan’ın 25.Sanat Jübilesi Fitaş Sinemasında olacak.

Fitaş Sineması o yıllar, Istanbul’un ve Türkiye’nin en büyük, en havalı sineması. (İstiklal Caddesi) Orta sınıfın en büyük eğlence salonu.

Yevmiyem 11 lira. Bilet 25 lira. Üç haftalığı bilete ayırdım. Aç kalınır ama Ümit Yaşar’ı görme fırsatı kaçırılmaz.

Ümit Yaşar’ın bütün şiirlerini okuyorum. Kimilerini ezberime alıyorum. Onunla yatıp onunla kalkıyorum.

Fitaş Sineması tıklım tıklım dolu. Ama çıt yok. Herkes bu şiir üstadının hayranı ve müridi. Afsunlanmışlar desem yeridir..

Türkan Şoray ise iki sunucudan biri. Diğeri kim hatırlamıyorum.

Ümit Yaşar çirkin mi çirkin. Kısa boylu, yelken kulaklı, acayip kalın kaşlı bir ucube. Üstelik de kekeme.

Ama şiir okurken ne kekemeliği kalıyor ne çirkinliği. Bir hale sarıyor çevresini. Kadınların kızların hayran olduğu bir tip geliyor yerine.

1965 Yılının sonbaharı. Sobalar daha kurulmamış. Karaağaçların altında Belediye Reklam Panosuna SEVİM ÇAĞLAYAN-ARİF SAMİ TOKER’İN Anadolu turnesi çerçevesinde Iğdır’a gelecek, afişi.

Sevim Çağlayan Türk tipi çok güzel bir kadın. Şahane. Muhteşem. İri gözlü, yuvarlak yüzlü, kalın dudaklı, dolgun balık etli ve tabii ki işveli, cilveli, Art arda da evlenip boşanıyor. Bakarsın talih kuşu bizim de başımıza konar diye umutlananlar da yok değil.

İsmihan Emmi’nin sinemasında program. Ön sıralarda yerimi almışım,

Program palyaço, şovmen filan uvertüründen sonra ikili sanatçıya geldi. Birkaç şarkı icrasından sonra istekleri alalım dediler. Hazırlıklıydım.  Yıldızların Altında ve Veda şarkı adlarını yazmışım. Hemen sahne önüne fırlayıp komiye verdim.

Yıldızların Altında Ömer Bedrettin Uşaklı’nın defterlerimizde, dillerimizde yerini almış bir şiiri. Birkaç sanatçı besteleyip yorumlamış ama Arif Sami Toker ise repertuarına henüz almış. İsteğimi okuyunca, şaşırıp beni tanımak istedi. Zaten önlerdeyim. Sahne altına geldim.
-Ah genç arkadaşım. Ben bunu yeni besteledim ve yalnızca bir kere İstanbul radyosunda okundu. Beni onurlandırdın diyerek beni onurlandırdı aslında.

Sevim Çağlayan ise bütün şuhluğuna, vamplığına, çekiciliğine rağmen bu duygusal şarkıyı terennüm ederkene ve tabii ki şarkının içeriğine uygun olarak gözyaşlarını akıttı.

29,1956 : Actress Jayne Mansfield

Sevim Çağlayan’ı Jayne Mansfield’e benzetirler. İlgisi yok. Bizim ki daha güzel bir ilahe.

Ankara 1971 Baharın ilk günleri. Aydan Şener Mersin’de yapılacak olan defileye katılacak. Ben Gazi’de öğrenciyim ama Gündüz Murgul Mersin’de öğretmen.

Mersin’e Gündüz’ün yanına gittim. Zarzor defileye bilet bulduk. Aydan Abla o muhteşem fiziği ve kırıtışıyla sahne aldı. Birden ökçesi kırıldı. Yere düşeyazdı. Görevliler koştular. Ve bir daha sahne almadı. Yorgunluğumuz, o güzelliği yakından ve canlı temaşa etme zevkimiz kursağımızda kaldı.

 

Emekli olalı bir iki yıl olmuş.2000 Eylülünde Antalya’da ABUZER KADAYIF filminin galası yapılacak. Antalya’daki bir dostuma telefon edip yer ayırtmasını rica ettim. Ve hemen yola koyuldum.

Gala Antalya Cam Piramit Salonunda. Yanımda filmin baş kadın artisti Sibel Turnagöl’ü kıskandıracak kadar genç ve güzel bir kız. Gala ve suareyi üst üste izledik. Sonra da kendimizi Antalya’nın en sevimli serin mevsiminin kollarına attık. Falez ve liman içi lokallerinde sabaha gözümüzü kapadık.

Reklam

Yorumlar

  1. İslam CANKAYA dedi ki:

    Akay hocam, şiirler insan ruhunun merhemi. Yazı da şiir kılığında,bir başka güzel. Beleğine sağlık.

  2. Asım KESER dedi ki:

    Hocam…yine şiirle tezyin edilmiş şiir tadında bir yazı. Gönlünüze huzur bereket…

    Okurken bir kez daha bu ne muazzam bir serüven…bu nasıl dolu dolu bir hayat..Zamane fanilerinin perestiş ettikleri cümle dünyalık telaş ve endişeden azade, müdanasız, müdafasız Hayyam ca duruşuyla rutinin hayhuyunda keşmekeşinde, nice fanası fesadıyla yek diğerine yaşamı yaşanılmaz kılan fanilere, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak…” dercesine Sürmeli Çukuru’na, şehre, şehirdekilere nizamat veren bir Rindmeşrep bir Delişmen Adam…

    Haritada ancak karga burnu kadar yer tutan, doğunun da doğusundaki dönemin şirin kazası Iğdır”dan Payıtaht’ın taşrası Taşlıtarla’ya uzanan yolda gurbetin, firkatin en hazin haliyle hayata tutunurken, amele harçlığıyla Suriçi istanbul da zevk-i selimin keyfine…Beyoğlu’nun renkli kültür sanat hayatına, zamanında giyim kuşamı, endamı edasıyla ancak Şehrin hanımefendilerinin/Beyefendilerinin arzı endem ettikleri Cadde i Kebir e.. ve Şehrin en Meşhur sinemasında Üstadın şiir dinletisine kurulan ve salonda Üstada yürek kesilirken, şiirle adeta bir şehrayna dönüşen salonun o mutena mihriban havasını temaşa keyfiyle yaşadığı o hazhuzur demini terennümüyle, yaşamak serüvenimizde bizi, hayatımıza Hayat olacak esas eksene/esaslı eksene davet ederken; o gün encamı endamıyla sureten pek de sevimli gör(e)mediği Üstadın, sahnede okuduğu şiirle salona yayılan hoşluk huzur ve hayranlıkla başta cinsi latif olmak üzere dinleyenlerin çehresinde, yüzünde yüreğinde beliren -ki çok sonraları bu hissiyat tanımsız cazibe belki karizma olarak tarif edilecekti- o mihriban şirinlikten hasıl olan o demin keyfiyle, yaşamın ancak sanatla özellikle de musiki ile sazla avazla şiirle renkli görkemli kılınabileceğini fark eden ve hemen her vesile ile ısrarla ve inatla, kültür sanat estetik esenlik ekseninde telkin ve tembihleriye Sürmeli Çukuru’nda, sözüm ona yaşamak hırsıyla dar ve sığ alanda koştururken, yaşamı ıskalayan yurdum fanilerine ışık tutmaya çalışan Rindmeşrep Adam.. selam, muhabbet niyazla…

Yorum Yaz

Yukarı Çık