1 ay önce
104 kez görüntülendi

IĞDIR’I ÖZLEMEK,GÖRMEKTEN DAHA MI GÜZEL?

22/OCAK/2012

Biz Iğdır dışında yaşayanlar, gözlerini Iğdır toprağında açmış; doktorsuz, ebesiz  doğrulmuş,oyuncaksız, bisikletsiz, tozlu yol- yalın ayak büyütülmüş. Çoğunluk

bizim gibi. Yokluk ve yoksunluğun yan yana, iç içe olduğu, ilk gençlik yıllarımız büyük bir coşku ve tarifsiz heyecanlar içinde geçti. Öyle masallardaki gibi hızlı, kolayca büyümedik. Zorluklarla savaşarak, zorlukları aşarak büyüdük ya; eğitim, aş, iş, yaşam telaşı bindi omuzlarımıza bu kez. Iğdır bize yetmedi ya da biz Iğdır’a fazla geldik. Büyük bir umudun peşine düşüp yürüdük, koştuk diyarı gurbete, büyük bir dalga olup, aktık büyük kentlere …

Kimilerimiz İşçi, memur oldu.  Doktor, öğretmen, hakim, savcı, öğretim üyesi de oldu az bir kısmımız.  Kimilerimize Anadolu da yetmedi; Almanya’sı, Hollanda’sı, Fransa’sı  derken yayıldık dünya sathına “gurbetçi” oldu unvanımız…

Ayrı ve ırak olsa da yollarımız, umudumuz, sevdamız, özlemimiz, ilgi alanımız hep Iğdır oldu. Kendimiz ayrıldık ya; anılarımız, izlerimiz, çocukluğumuz kaldı Iğdır’da, gelmedi bizimle.  Her nerde olsak da baba ocağımız ana kucağımız Iğdır, hep doğrudan ilgilendirdi bizi, özlemlerimizin merkezine yerleşti… 

Uzakta, gurbette olunca, hele bir de serde “hasretlik” varsa, ki her zaman var olur.  Doğduğun, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının geçtiği toprak parçası burnunda tüter.

Bir özlem sarar dört bir yanınızı. Iğdır’la ilgili küçücük bir bilgi, hatta küçücük bir bilgi kırıntısı ararsınız gazete köşelerinde, internet sayfalarında, şurda- burda…  

Hep iyi, güzel, olumlu şeyler duymak istersiniz tabi. Örneğin; kötülüğün iyiliğe yenildiğini, yoksulluğun varlığa dönüştüğünü, işsizliğin azaldığını, okuma-yazma oranının arttığını, insanların iç içe kardeşçe yaşadığını ve daha başka güzel şeyler… 

Özlemleriniz kabarıp da dayanma gücünüzün üzerine çıkınca, hele mevsim de bahar, aylardan da mayıs ise; Iğdır tutkusu bir yürek olur dövünür içinizde sürekli…

Şairin “Görmeyince sezilmiyor Mihriban” dediği gibi Iğdır’ı görmek şart olur…

En çok Ağrı Dağı’nı özlerim ben, en çok! Dağ’ın yerinde olduğunu her gördüğümde sevinirim…. Dört mevsim karı eksik olmayan muhteşem Dağ’ı. Tanıştıklarıma mutlaka bu Dağ’ı anlatırım, dilimin döndüğü, sözcüklerimin yettiği kadarıyla.

Tabi başka özlemlerim de var: çiçek açmış kaysı ağaçları, ateş kırmızısı domatesler, kuyruk yağında maça bozbaşı, kişmişli pilavı, süzülmemiş çay, tarlada türkü söyleyenler ve daha başkaları …

Bu özlemlerimiz olmasa diyorum, yaşam yavan ekmek gibi mi olurdu?

O zaman “iyi ki özlemlerimiz var” demek geliyor içimden. Ancak ne var ki;

Bazen Iğdır’ı özlemek, Iğdır’ı görmekten daha güzel oluyor? 

Bu, neden mi böyle?

İşte bunu bir başka sefere, açıklamak üzere, hoşça ve Iğdırlı kalın…

Başkent Ankara’dan özlemlerimizin başkenti Iğdır’a selamlar, sevgilerle… 

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık