Darbelerle büyüyenler…

1 hafta önce
82 kez görüntülendi

Darbelerle büyüyenler…

Darbelerle büyüyenler…

22/09/2022

Kıymetli okurlarım  merhabalar,

Evet, bu yazımda sizlere dedeleri iki cihan harbini ve bir darbeyi; babaları ve kendileri iki darbe, iki muhtıra, bir postmodern darbe ve bir darbe kalkışmasını, bunların öncesini-sonrasını, yani o tarifsiz sıkıntıları yaşamış 1960 ve 1970 doğumlulara seslenmek, bizim çocukluğumuzu konuşmak istedim.

Aslına bakarsanız kuşak fakı gözetmeksizin hepimiz çok zor günler geçirdik ve son kalkışmanın sancıları daha bitmedi. Evet bütün ömrümüz  sıkıntılı geçti. Fakat  “Osmanlı Kadını” nitelemesini ziyadesiyle hak etmiş  son annelerin-ninelerin eğittiği şanslı evlatlar-torunlar biziz. Bunu ancak, bu lütfa mazhar olanlar bilebilir. Biz biliriz. Çünkü onlarla birlikte yaşadık. Bu sözlerim kesinlikle  bugünün anne-babalarını  rencide etmesin. Mutlaka onlar da çocukları için en iyisini istemektedirler. Ancak “Osmanlı kadını” bambaşka bir kadındı. Evin yönetimi ondaydı. Evi kuran, evlatlarının (çocuklarının ve torunlarının) yetişmesinden sorumlu, kocasının getirdiği parayı idare eden O’ydu. Peki evin Beyi ne yapardı? Evin ve aile fertlerinin canı ve malı O’na emanetti. Evin ve sakinlerinin ihtiyaçları için gerekli parayı helalinden  kazanıp hanımına vermek Beyin göreviydi. Onlar birilerine isimleriyle değil, evde “Hanım”, “Bey” dışarda veya bahsederken,”Ayşe Hanım”, “Orhan bey” diyerek hitap ederlerdi.  Karadeniz Bölgemizde “Ula”, Ege’de “üle/ülen” hitapları hâlâ  kullanılmaktadır.  Osmanlıca – Türkçe  sözlüğe (https://www.luggat.com/index.php#ceviri) bakanlar görecektir. Ula kelimesi 1- Birinci, ilk, evvel, 2-  Eskiden vezirlikten sonra gelen, sivil rütbe ve 3- Şanlı,  şerefli kimse demektir. Benim dedem ve ninem birbirine Şerefli sıfatıyla hitap ediyormuş. Bilmeyenlere duyurulur.

Babam Kuyucak Sağlık Merkezinde hastabakıcı olarak işe girmeden önce, herhalde 5-6 yaşlarımdayım,  öküzlerimiz vardı. Hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Annem söylerdi: Baban yine sabah ezanı okunurken kalktı, birkaç kuru incir yedi, bir kupa (çay bardağı) üzüm pekmezi içti ve öküzleri alıp çift sürmeye gitti.” diye. Bu yüzden bahçedeki işler hep bize kalırdı. Bahçeye gitmemiz gerektiğinde, annem başına dastar bağlar, beni eşeğe bindirir, elinde eşeğin çilbiri, önümüzde  ineğimiz küçük bahçeye giderdik. Bahçede çalışırken, annem başındaki dastarın üstüne, babamın sekiz köşeli şapkasını giyerdi. Akşama kadar bahçede böyle çalışırdık. Yoldan geçen amcalar, annemi babam zanneder selam verirler,

“Hayri bey kolay gelsin.” diye seslenirlerdi.

Annem usulca bana fısıldar, amcalara,

“Sağol amca, Allah razı olsun.” dememi isterdi.

Evet annemi, bir Osmanlı kadını olan anne annem Kamile Hanım yetiştirmişti. Annem yaza doğru karık yapar; patlıcan, biber, domates dikerdi. Okullar kapanınca, bahçedeki baraka evimize göçerdik. Annem bahçedeki mevsimlik işlerine devam ederken, yoncayı sulamak, biçmek ve hayvanlara vermek her zaman benim işimdi. Babam hastanede işe başlamadan önce böyleydi; başladıktan sonra da yıllarca hep böyle devam etti.

Çocukluğumda, tarla-bahçe sulamada kullandığımız suyun nereden geldiğini bilmiyordum; sormak da hiç aklıma gelmemişti. Tarla-bahçe sulayacaklar CİVAR’A  (su dağıtım elemanına yörede verilen isim) en az bir  gün önceden söyler ve sulama sırasına girerdi. Civar, her gün kaç kişi hangi saatler arasında sulama yapacak planlar ve buna göre bir-iki gün önceden insanlar hangi gün, hangi saatlerde sulama yapacağını civardan öğrenirdi. Sulama yapacakları gün ve saatte arazilerine giderler, civarın, sulama kanalından sulanacak tarla-bahçelere yakın kazılmış koca karığa gönderdiği sudan, ihtiyaç duydukları savak  kadar suyu, arazilerine götürecek karıklara sevk edip su sulamaya  (Ege’de hala “Tarla veya bahçe suluyorum.” demezler. “Su sulyorum” derler).

Herkes bahçesini sulama telaşında olduğundan su sık sık azalır, hatta hiç gelmez olurdu. Su kesilince annem “Hadi Şenol olum, Şu suyu bi bak. Amcılara söle. Azcık yerimiz galdı de. Biraz daha aksın işimiz bitcek de. Suyu çevirgel olum.” der, ben de küreği küçük omzuma alır, çıplak ayakla, yaz sıcağıyla iyice gızmış (ısınmış) kumlara basmamak için otlu yerler araya araya, bazen ta kanala gıda (kadar) gider, ilk karıktaki gösüme gıda çıkan suyun içine girer, kendi bahçemize giden karığa ihtiyacımızdan az daha fazla akcek gıda suyu kürekle yönlendirirdim.

Yüzme biliyo muyum? Hayır. Annem göğsüme gıda suya girdimi biliyi mu? Hayır. Ayağım kaysa düşsem, gutacek insan va mı? Hayır.

Sözün kısası, şimdi düşünüyorum da, bizler çocukken, teşbihte hata olmasın, tıpkı hayvanlarımız gibi “Saldım çayıra. Mevlâm kayıra.” misali bir hayat yaşamışız ve Mevlâmız da gerçekten bizi kayırmış, kollamış. Çok şükür…

Ancak siz siz olun. Kız, erkek fark etmez. Her şeyden önce çocuklarınızın özgüveni yüksek bireyler olması için azami özen gösterin, kendilerine çok güvendiğinizi hissettirin. Kendi başlarına yahut arkadaşları ile, siz büyükleri olmadan bir şeyler yapmak istediklerinde mani olmayın ama, gözünüz daima üzerlerinde olsun. Öyle ki, şimdilerde pek kolay değil, ama bunun için çevrenizdeki güvenilir insanlardan da yardım almaya çalışın.

Gelelim çocuklarımız için hayati önemi olduğuna inandığım üç kursa. Çocuklarınızın erken yaşta yüzmeyi öğrenmesi için ne gerekiyorsa yapın. Ehliyet alma yaşına geldiklerinde, mutlaka kursa gönderin ve sürücü belgelerini erken yaşta almaları için engel değil, destek olun. Ve onları mutlaka ilkyardım kursuna gönderin.

İnanınız bu üç kurs, onlar için en az, örneğin matematik, fizik, kimya,  yabancı dil kurslarına gitmelerinden çok çok daha önemli ve gerekli…

Kısmetse devam edeceğiz

Allah’a emanet olunuz…

Aşağıdaki iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirir.

Prof. Musa Genç

Prof. Musa GençTarafından gönderilen en son gönderiler

Reklam

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık